Kısa Bilgi :MTV Networks’tan yapılan açıklamada, aralarında Bruce Springsteen, Jay-Z, Taylor Swift, Justin Timberlake, Keith Urban ve Alicia Keys’in bulunduğu sanatçıların, cuma günü ”Hope for Haiti” (Haiti içi…

MTV Networks’tan yapılan açıklamada, aralarında Bruce Springsteen, Jay-Z, Taylor Swift, Justin Timberlake, Keith Urban ve Alicia Keys’in bulunduğu sanatçıların, cuma günü ”Hope for Haiti” (Haiti için Umut) adlı 2 saatlik televizyon programında yer alacağı kaydedildi.
Açıklamada, cumartesinden itibaren iTune üzerinden her birine 99 sent ödenerek şarkıların satın alınabileceği ve bütün gelirin Haiti’ye bağışlanacağı belirtildi.
Programın New York, Los Angeles, Londra ve Haiti’deki tüm ana televizyon kanallarında yayımlanacağı kaydedildi.

AA

Kısa Bilgi :İsrail ve Filistinli iki müzisyen konser verecek.Fransa’da yaşayan İsrail ve Filistinli iki müzisyenden oluşan Boogie Balagan, İstanbul’da konser verecek.

Yapılan açıklamaya göre, İstanbul Fra…

İsrail ve Filistinli iki müzisyen konser verecek.Fransa’da yaşayan İsrail ve Filistinli iki müzisyenden oluşan Boogie Balagan, İstanbul’da konser verecek.

Yapılan açıklamaya göre, İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nin davetlisi olarak İstanbul’a gelecek ikili, 25 Ocak Pazartesi günü üçüncü kuruluş yıl dönümü kapsamında Garajistanbul’da sahne alacak.

Boogie Balagan ikilisi, Ortadoğu’nun ritim duygusuyla rock’n roll müziğinin enerjisini ahenkle birleştiriyor.

Kısa Bilgi :Ankara – ”Empire” sinema dergisinin İngiltere baskısı, ”Spider Man-Peter Parker” rolü için ismi geçen adayları duyurdu. ”Harry Potter” rolüyle tanınan Daniel Radcliffe, ”Alacakaranlık-Twiligh…

Ankara – ”Empire” sinema dergisinin İngiltere baskısı, ”Spider Man-Peter Parker” rolü için ismi geçen adayları duyurdu. ”Harry Potter” rolüyle tanınan Daniel Radcliffe, ”Alacakaranlık-Twilight” serisinin parlayan yıldızı Robert Pattinson ile ”Brokeback Dağı-Brokeback Mountain” filminin oyuncusu Jake Gyllenhaal da adaylar arasında bulunuyor.Filmin ”Örümcek Adam”ın lise yıllarından başlayan konusu nedeniyle sinema dünyasının 30′lu yaşlardaki aktörlerinin şansının az olduğu belirtilirken, bu rol için yarışan 10 aday şöyle:-Zac Efron: ”High School Musical” serisiyle tanınan 23 yaşındaki oyuncu, son olarak ”Charlie St. Cloud” adlı yapımda rol aldı. Sinema dünyasının tanınmış ismi, yakışıklılığı ve sempatikliğiyle özellikle genç kızların yoğun ilgisini çekiyor. Serinin büyük hayranı olduğu belirtilen genç oyuncunun rol için şansının bulunduğu ifade ediliyor.-Jim Sturgess: ”Across the Univers”, ”21”, ”Fifty Dead Men Walking” adlı filmlerle tanınan aktör, oyun gücüyle Peter Parker rolünü üstlenmeye aday. Sturgess’in önündeki en büyük engel olarak ise aktörün bu yıl 32 yaşını dolduracak olması görünüyor.-Reeve Carney: Broadway’de sahnelenecek olan ”Örümcek Adam” müzikali için ismi geçen Carney, beyazperdedeki adaylar arasında da bulunuyor. ”The Tempest” filminin romantik kahramanının müzikal sahnesindeki şansının film için de aynı oranda olup olmadığı ise yapımcıların ve yönetmenin tercihi sonunda ortaya çıkacak.-Anton Yelchin: ”Terminator Salvation” filminde ”Kyle Reese” rolünü üstlenen Yelchin de ”Örümcek Adam” rolünün adayları arasında yer alıyor. ”Harry Poter” iddialı adaylar arasında -Daniel Radcliffe: Sinema dünyası, Daniel Radcliffe ile 2001 yılında ”Harry Potter ve Felsefe Taşı” adlı filmle tanıştı. Seri, 2002′de ”Harry Potter ve Sırlar Odası”, 2004′te ”Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”, 2005′te ”Harry Potter ve Ateş Kadehi” ile sürdü. J.K. Rowling’in kaleme aldığı rekortmen serinin ”Harry Potter and the Deathly Hallows” adlı final kitabı için kamera karşısına geçen oyuncu, bu yıl 20 yaşını dolduracak. Sinema seyircisinin gözleri önünde büyüyen ve rol aldığı müzikaldeki sahnelerle artık yetişkin rollerine hazır olduğunu kanıtlayan Radcliffe, ”Örümcek Adam” rolünün en iddialı adayları arasında başı çekiyor.-Aaron Johnson: Gençlik filmleriyle tanınan oyuncunun ”Örümcek Adam” rolünün güçlü adayları arasında tutunup tutunamayacağı merak ediliyor.-Joseph Gordon-Levitt: ”Rock From the Sun” İsimli filmle tanınan ve ”G.I. Joe: The Rise of Cobra” filminden sonra pek ortada görünmeyen oyuncunun da 30′lu yaşlarda olması dezavantaj gibi görünüyor. Yakışıklı vampir “Örümcek Adam”olur mu?-Robert Pattinson: ”Alacakaranlık-Twilight” serisinin 23 yaşındaki yakışıklı vampiri Pattinson da ”Örümcek Adam” adayları arasında yer alıyor. Seride ”Edward Cullen” rolünü üstlendikten sonra yıldızı parlayan oyuncu, ”Harry Potter” serisindeki ”Cedric Diggory” karakteriyle tanınmıştı. Genç neslin idolü haline gelen ve ”People” dergisi tarafından ”Yaşayan En Çekici Erkek” seçilen oyuncunun ikinci bir iddialı rolü daha üstlenip üstlenmeyeceğini zaman gösterecek.-Jake Gyllenhaal: İki eşcinsel kovboyun ilişkisini anlatan ”Brokeback Dağı-Brokeback Mountain” filmiyle de tanınan Gyllenhaal, vizyona girmeye hazırlanan ”Brothers” adlı yapımda da eski ”Örümcek Adam” Tobey Maguire’ın kardeşini canlandırdı. Mike Newell ve Jerry Bruckheimer’ın adaptasyonu olan ”Prince of Persia” filminde de rol alan Gyllenhaal’un, Maguire’ın rolden ayrılmasından sonra yeni ”Örümcek Adam” olduğu iddiaları ortaya atılmıştı. Ancak bu oyuncunun önündeki en büyük handikap da yine 30′lu yaşlarda bulunması olarak görünüyor.-Josh Hutcherson: Çocuk yaşta beyazperdede görülen Hutcherson da rolün iddialı adayları arasında gösteriliyor. 

Kısa Bilgi :Tobey Maguire’ın bu rolü bırakmasından sonra gözler yeni adaylara çevrildi.

Gişe rekorları kıran ”Örümcek Adam-Spider Man” serisinde tanınmış çizgi karaktere beyazperdede can veren Tobey…

Tobey Maguire’ın bu rolü bırakmasından sonra gözler yeni adaylara çevrildi.

Gişe rekorları kıran ”Örümcek Adam-Spider Man” serisinde tanınmış çizgi karaktere beyazperdede can veren Tobey Maguire’ın bu rolü bırakmasından sonra gözler yeni adaylara çevrildi. ”Örümcek Adam” rolünün adayları arasında sinema dünyasının 10 tanınmış oyuncusunun ismi geçiyor.

”Empire” sinema dergisinin İngiltere baskısı, ”Spider Man-Peter Parker” rolü için ismi geçen adayları duyurdu. ”Harry Potter” rolüyle tanınan Daniel Radcliffe, ”Alacakaranlık-Twilight” serisinin parlayan yıldızı Robert Pattinson ile ”Brokeback Dağı-Brokeback Mountain” filminin oyuncusu Jake Gyllenhaal da adaylar arasında bulunuyor.

Filmin ”Örümcek Adam”ın lise yıllarından başlayan konusu nedeniyle sinema dünyasının 30′lu yaşlardaki aktörlerinin şansının az olduğu belirtilirken, bu rol için yarışan 10 aday şöyle:

-Zac Efron: ”High School Musical” serisiyle tanınan 23 yaşındaki oyuncu, son olarak ”Charlie St. Cloud” adlı yapımda rol aldı. Sinema dünyasının tanınmış ismi, yakışıklılığı ve sempatikliğiyle özellikle genç kızların yoğun ilgisini çekiyor. Serinin büyük hayranı olduğu belirtilen genç oyuncunun rol için şansının bulunduğu ifade ediliyor.

-Jim Sturgess: ”Across the Univers”, ”21”, ”Fifty Dead Men Walking” adlı filmlerle tanınan aktör, oyun gücüyle Peter Parker rolünü üstlenmeye aday. Sturgess’in önündeki en büyük engel olarak ise aktörün bu yıl 32 yaşını dolduracak olması görünüyor.

-Reeve Carney: Broadway’de sahnelenecek olan ”Örümcek Adam” müzikali için ismi geçen Carney, beyazperdedeki adaylar arasında da bulunuyor. ”The Tempest” filminin romantik kahramanının müzikal sahnesindeki şansının film için de aynı oranda olup olmadığı ise yapımcıların ve yönetmenin tercihi sonunda ortaya çıkacak.

-Anton Yelchin: ”Terminator Salvation” filminde ”Kyle Reese” rolünü üstlenen Yelchin de ”Örümcek Adam” rolünün adayları arasında yer alıyor.

-”HARRY POTTER” İDDALI ADAYLAR ARASINDA-

-Daniel Radcliffe: Sinema dünyası, Daniel Radcliffe ile 2001 yılında ”Harry Potter ve Felsefe Taşı” adlı filmle tanıştı. Seri, 2002′de ”Harry Potter ve Sırlar Odası”, 2004′te ”Harry Potter ve Azkaban Tutsağı”, 2005′te ”Harry Potter ve Ateş Kadehi” ile sürdü. J.K. Rowling’in kaleme aldığı rekortmen serinin ”Harry Potter and the Deathly Hallows” adlı final kitabı için kamera karşısına geçen oyuncu, bu yıl 20 yaşını dolduracak. Sinema seyircisinin gözleri önünde büyüyen ve rol aldığı müzikaldeki sahnelerle artık yetişkin rollerine hazır olduğunu kanıtlayan Radcliffe, ”Örümcek Adam” rolünün en iddialı adayları arasında başı çekiyor.

-Aaron Johnson: Gençlik filmleriyle tanınan oyuncunun ”Örümcek Adam” rolünün güçlü adayları arasında tutunup tutunamayacağı merak ediliyor.

-Joseph Gordon-Levitt: ”Rock From the Sun” İsimli filmle tanınan ve ”G.I. Joe: The Rise of Cobra” filminden sonra pek ortada görünmeyen oyuncunun da 30′lu yaşlarda olması dezavantaj gibi görünüyor.

-YAKIŞIKLI VAMPİR ”ÖRÜMCEK ADAM” OLUR MU?

-Robert Pattinson: ”Alacakaranlık-Twilight” serisinin 23 yaşındaki yakışıklı vampiri Pattinson da ”Örümcek Adam” adayları arasında yer alıyor. Seride ”Edward Cullen” rolünü üstlendikten sonra yıldızı parlayan oyuncu, ”Harry Potter” serisindeki ”Cedric Diggory” karakteriyle tanınmıştı. Genç neslin idolü haline gelen ve ”People” dergisi tarafından ”Yaşayan En Çekici Erkek” seçilen oyuncunun ikinci bir iddialı rolü daha üstlenip üstlenmeyeceğini zaman gösterecek.

-Jake Gyllenhaal: İki eşcinsel kovboyun ilişkisini anlatan ”Brokeback Dağı-Brokeback Mountain” filmiyle de tanınan Gyllenhaal, vizyona girmeye hazırlanan ”Brothers” adlı yapımda da eski ”Örümcek Adam” Tobey Maguire’ın kardeşini canlandırdı. Mike Newell ve Jerry Bruckheimer’ın adaptasyonu olan ”Prince of Persia” filminde de rol alan Gyllenhaal’un, Maguire’ın rolden ayrılmasından sonra yeni ”Örümcek Adam” olduğu iddiaları ortaya atılmıştı. Ancak bu oyuncunun önündeki en büyük handikap da yine 30′lu yaşlarda bulunması olarak görünüyor.

-Josh Hutcherson: Çocuk yaşta beyazperdede görülen Hutcherson da rolün iddialı adayları arasında gösteriliyor.

Kısa Bilgi :Müzisyenlerin seyirci karşısına çıkmadan önce yaşadıkları tiyatro ve müzikle buluştu.

İzleyicinin parlak sahne ışıkları altında görmeye alışkın olduğu müzisyenlerin seyirci karşısına çıkma…

Müzisyenlerin seyirci karşısına çıkmadan önce yaşadıkları tiyatro ve müzikle buluştu.

İzleyicinin parlak sahne ışıkları altında görmeye alışkın olduğu müzisyenlerin seyirci karşısına çıkmadan önce yaşadıkları, tiyatro ve müziği buluşturan bir eserle sahneye getirilecek.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) sanatçılarının sahne alacağı ”Sizlerle Mozart” adlı eser, 23 Ocak Cumartesi günü izleyici karşısına çıkacak.

Eric Westphal’ın kaleme aldığı ve orijinali Fransa’da Paris ve Avignon sahnelerinde pek çok kez seyirciyle buluşan ”Sizlerle Mozart” adlı eseri Olcay Poyraz Türkçe’ye çevirerek sahneye koydu. Yönetmen yardımcılığını Tansu Aytar’ın üstlendiği yapıtta, Aytar ”uşak” rolünde de yer alıyor. Eserde, yaylı çalgılar dörtlüsü, CSO sanatçıları kemanda Nihat Ağdaç ile Tangör Ertaş, viyolada Murat Cangal ve viyolonselde Tufan Tahir Tolga’dan oluşuyor.

İlgi çekici bir kurgulamayla sahneye gelen eser, oda müziği ile tiyatroyu sahnede buluşturuyor. Müziği çok iyi bilen bir yazar olan Eric Westphal’ın kaleme aldığı metin, bir yaylı çalgılar dörtlüsünün konser öncesi kuliste yaşadıklarını, sevinçlerini, kederlerini, heyecanlarını ve tartışmalarını, provalarını, konser öncesi provalarda neler konuşulduğunu, iç dünyalarını, kısacası ”müziğin mutfağını” sahneye taşıyor.

Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde sahnelenecek eser, saat 20.00′de izleyiciyle buluşacak. Yapıt, ücretsiz olarak sahne alacak.

-”İŞİN MUTFAĞINI EN İYİ BİÇİMDE ÖZETLEYEN BİR ESER”-

”Sizlerle Mozart” adlı eserde rol alan yaylı çalgılar dörtlüsünden CSO viyolonsel sanatçısı Tufan Tahir Tolga, yapıta ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, eserin daha önce Uluslararası Ankara Müzik Festivali ile Eskişehir’de Anadolu Üniversitesinin düzenlediği etkinlikte seyirciyle buluştuğunu söyledi.

Müzikli oyunda bir provanın anlatıldığını ve yapıtan bir yaylı çalgılar dörtlüsünün çevresinde şekillendiğini anlatan Tolga, ”Aslında sahne gerisinde yaşananları seyircimiz çok bilmez. Bir perde arkası vardır müziğin… İşte, bu eserde de bilinmeyen bir dünya seyirci karşısına çıkmış oluyor” dedi.

Seyircinin bir yaylı çalgılar dörtlüsünün çevresinde müzisyenlerin gizli iç dünyasını görme fırsatını bu eserle yakalayacağını dile getiren sanatçı, ”Bir konser öncesinde yapılan esprilerden yaşanan tartışmalara kadar her şey bu yapıtta var” sözleriyle ”Sizlerle Mozart” adlı esere ilişkin bilgi verdi.

Eserde rol alan CSO viyola sanatçısı Murat Cangal da Eric Westphal’ın müziği çok iyi bilen bir yazar olduğunu ve yapıtta müzik terimlerine ilişkin bilgiler de verdiğini ifade etti.

”Aslında bizim iç dünyamız, konserler öncesi ve sonrasında yaşadıklarımız çok da iyi bilinmez” diyen sanatçı, Westphal’ın kaleme aldığı metni çok başarılı bulduklarını da belirtti. Seyircinin bu konuda tüm merak ettiklerinin yapıtta iyi bir dille işlendiğini ifade eden Cangal, ”Eric Westphal’ın eseri, müzisyenlerin iç dünyasını ve konser öncesi yaşadıklarını en iyi biçimde özetliyor. Hatta eksikleri bile var. Yapabilsek seyircinin bizi anlaması için bir eser de biz yazacağız” diye konuştu.

CSO’nun genç keman sanatçılarından Nihat Ağdaç ise kendilerinin de bu eserde rol alırken kendilerinden çok şeyler bulduklarını ve bu nedenle de yapıtta keyifle rol aldıklarını dile getirerek, ”İşin mutfağını en iyi biçimde özetleyen bir eser. Seyircinin de ilgisini çekeceğini düşünüyor ve herkesi eserimizi izlemeye bekliyoruz” diyerek Başkentli müzikseverleri etkinliğe davet etti.

Kısa Bilgi :Sofya – Konseri düzenleyen “Sofia Music Enterprises”dan basına yapılan açıklamada, “lojistik” nedenlerden dolayı konserin planlandığından 1 hafta sonraya ertelendiği kaydedildi. 13 Haziran’daki kons…

Sofya – Konseri düzenleyen “Sofia Music Enterprises”dan basına yapılan açıklamada, “lojistik” nedenlerden dolayı konserin planlandığından 1 hafta sonraya ertelendiği kaydedildi. 13 Haziran’daki konserin, yine “Lokomotiv” stadında yapılacağı ve bugüne kadar satılan biletlerin geçerli olacağı bildirildi. Elton John konseri için bilet fiyatları 50-100 Avro arasında değişiyor. 

Kısa Bilgi :D ünyanın sayılı koleksiyonlarına ev sahipliği yapan Louvre Müzesi, İzmir Büyükşehir Belediyesinin, Smyrna Apollonu ve Smynra Jüpiteri heykellerinin iadesi talebini reddetti. İzmir Büyükşehir Beled…

Dünyanın sayılı koleksiyonlarına ev sahipliği yapan Louvre Müzesi, İzmir Büyükşehir Belediyesinin, Smyrna Apollonu ve Smynra Jüpiteri heykellerinin iadesi talebini reddetti. İzmir Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamada, müzenin, ”eserlerin 1680′de Türk piyasasından tamamen yasal yollardan edinildiğini” gerekçe göstererek, heykellerin İzmir’e iade edilmeyeceğini bildirdiği yer aldı.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun, heykellerin iadesine ilişkin mektubuna yanıt veren Louvre Müzesi yöneticisi Henri Loyrette, cevabında şunları kaydetti:

”Bu eserler, 1680′de, o vakitler ülkenizle ayrıcalıklı ilişkileri bulunan Kral XIV. Louis adına Türk piyasasından tamamen yasal yollardan edinilmiş bulunmaktadır. Mektubunuzda değindiğinizin aksine, uluslararası sözleşmeler, tümüyle kanuna uygun yollardan yüzyıllar önce edinilmiş eserlerin iadesini öngörmemektedir. Bu konudaki tek düzenleme, Fransa’nın da 1997′de onayladığı ve geriye yürümeyen 1970 tarihli Kültürel Değerler Hakkında UNESCO Sözleşmesi’dir. Bu eserler, ayrılmaz biçimde Fransız koleksiyonlarındadır ve iadeleri düşünülemez.”

Kocaoğlu, yanıtın kendilerine ‘’sürpriz olmadığını”, müzeye hemen ikinci bir mektup yazdığını belirterek, mektubunda XIV. Louis döneminde Türk piyasasından alınan heykellerin ”hukuki bir edinim” olarak kabul edilip edilemeyeceğini sorduğunu kaydetti. Kocaoğlu, açıklamasında ”Dünyadaki yankılarına bakılırsa, mektubumuzun hedefine ulaştığı anlaşılıyor. Bu, uzun soluklu bir mücadeledir. Kültürel ve tarihsel mirasımıza sahip çıkma kararlılığımızı sürdüreceğiz” görüşünü ifade etti.

Kocaoğlu, Loyrette’e yazdığı ikinci mektubunda, şunları kaydetti:

”İzninizle, XIV. Louis döneminde, yani 1680′de Türk piyasasının ne olduğu ve bunun hukuki bir edinim için ne kadar öne sürülebileceği konularını şimdilik bir yana bırakıyorum. 1970 UNESCO Sözleşmesi’nin de tüm diğer sözleşmeler gibi emsaller ve teamüllerle değiştirilip geliştirilebilir nitelikte bir uluslararası belge olduğu görüşümü sizin de paylaşacağınızı sanıyorum. Ayrıca isimleri bile kentimizle anılan eserlerin, müzenizin de desteği ve işbirliğiyle düzenlenerek açılacak bir müzede, ait oldukları topraklarda, beraber var oldukları eserlerle yan yana sergilenmesinin anlamlı olacağına dikkatinizi çekmek istiyorum.”

Yazdığı ilk mektubun, kendi imzasını taşımakla birlikte, İzmir’de düzenlenen Kültür Çalıştayı’nın katılımcısı sanatçı, kültür profesyoneli, akademisyen ve sivil toplum temsilcilerinin ortak kararıyla kaleme alınmış olduğunu hatırlatan Başkan Aziz Kocaoğlu, ”İzmir’in mirasını korumak ve geliştirmek için etkin bir çalışma yürütme kararlılığı içinde olduğunu” da belirtti.

A.A.

Kısa Bilgi :İzmir- İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamada, müzenin, ”eserlerin 1680′de Türk piyasasından tamamen yasal yollardan edinildiğini” gerekçe göstererek, heykellerin İzmir’e iade …

İzmir- İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamada, müzenin, ”eserlerin 1680′de Türk piyasasından tamamen yasal yollardan edinildiğini” gerekçe göstererek, heykellerin İzmir’e iade edilmeyeceğini bildirdiği yer aldı.İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun, heykellerin iadesine ilişkin mektubuna yanıt veren Louvre Müzesi yöneticisi Henri Loyrette, cevabında şunları kaydetti:”Bu eserler, 1680′de, o vakitler ülkenizle ayrıcalıklı ilişkileri bulunan Kral XIV. Louis adına Türk piyasasından tamamen yasal yollardan edinilmiş bulunmaktadır. Mektubunuzda değindiğinizin aksine, uluslararası sözleşmeler, tümüyle kanuna uygun yollardan yüzyıllar önce edinilmiş eserlerin iadesini öngörmemektedir. Bu konudaki tek düzenleme, Fransa’nın da 1997′de onayladığı ve geriye yürümeyen 1970 tarihli Kültürel Değerler Hakkında UNESCO Sözleşmesi’dir. Bu eserler, ayrılmaz biçimde Fransız koleksiyonlarındadır ve iadeleri düşünülemez.”Kocaoğlu, yanıtın kendilerine ‘’sürpriz olmadığını”, müzeye hemen ikinci bir mektup yazdığını belirterek, mektubunda XIV. Louis döneminde Türk piyasasından alınan heykellerin ”hukuki bir edinim” olarak kabul edilip edilemeyeceğini sorduğunu kaydetti. Kocaoğlu, açıklamasında ”Dünyadaki yankılarına bakılırsa, mektubumuzun hedefine ulaştığı anlaşılıyor. Bu, uzun soluklu bir mücadeledir. Kültürel ve tarihsel mirasımıza sahip çıkma kararlılığımızı sürdüreceğiz” görüşünü ifade etti. Kocaoğlu, Loyrette’e yazdığı ikinci mektubunda, şunları kaydetti:”İzninizle, XIV. Louis döneminde, yani 1680′de Türk piyasasının ne olduğu ve bunun hukuki bir edinim için ne kadar öne sürülebileceği konularını şimdilik bir yana bırakıyorum. 1970 UNESCO Sözleşmesi’nin de tüm diğer sözleşmeler gibi emsaller ve teamüllerle değiştirilip geliştirilebilir nitelikte bir uluslararası belge olduğu görüşümü sizin de paylaşacağınızı sanıyorum. Ayrıca isimleri bile kentimizle anılan eserlerin, müzenizin de desteği ve işbirliğiyle düzenlenerek açılacak bir müzede, ait oldukları topraklarda, beraber var oldukları eserlerle yan yana sergilenmesinin anlamlı olacağına dikkatinizi çekmek istiyorum.”Yazdığı ilk mektubun, kendi imzasını taşımakla birlikte, İzmir’de düzenlenen Kültür Çalıştayı’nın katılımcısı sanatçı, kültür profesyoneli, akademisyen ve sivil toplum temsilcilerinin ortak kararıyla kaleme alınmış olduğunu hatırlatan Başkan Aziz Kocaoğlu, ”İzmir’in mirasını korumak ve geliştirmek için etkin bir çalışma yürütme kararlılığı içinde olduğunu” da belirtti.

Kısa Bilgi :Kuzgun ve Annabel Lee’nin yazarı ünlü şair ve öykü yazarı Edgar Allen Poe 1849′da hayatını kaybettiğinde Maryland’deki Baltimore bölgesine gömüldü. Son 61 yıldır da şairi her doğum günü olan 19 Ocak’t…

Kuzgun ve Annabel Lee’nin yazarı ünlü şair ve öykü yazarı Edgar Allen Poe 1849′da hayatını kaybettiğinde Maryland’deki Baltimore bölgesine gömüldü. Son 61 yıldır da şairi her doğum günü olan 19 Ocak’ta ziyaret eden sadık biri vardı.
Bu gizemli ziyaretçi her yıl Poe’nun mezarına giderek bir şişe konyak ve gül bırakıyordu. Fakat Poe severlerin kurduğu Poe Derneği, bu gizemli ziyaretçi bu yıl gelmediğini açıkladı. 380 üyeli derneğin mali işlerinden sorumlusu ve sekreteri Jeffrey Savoye, “Bu sabah ortada gözükmedi” dedi.
1949′dan bu yana genelde siyah pelerin giyen biri, gece gelerek Poe’nun mezarına bir konyak ve birkaç gül bırakıyordu. Savoye, “Ara sıra gece 23.00 – 23.30 gibi gelirdi. Ama genelde geceyarısı ile 05.00 arasında mezarı ziyaret ederdi” dedi.
50 kadar insan mezarın başında bu gizemli ziyaretçiyi bekledi. Hatta Amerika çapından bir sürü insan Poe’nun doğumunun 201′inci yılı sebebiyle mezarı ziyarete gelmişti. 29 yaşındaki Cynthia Pelayo da hayal kırıklığına uğrayanlar arasındaydı: “O kadar üzgünüm ki ağlamak istiyorum. Onu görmek için Chicago’dan gelmiştim. Bu gerçekten çok üzücü, umarım o iyidir.”
Savoye bu gizemli adamla ilgili, “Bildiğim kadarıyla şu ana kadar tek bir yılı bile kaçırmamıştı” dedi.
Rivayete göre gül ve konyağı bırakan kişi aslında 1998′de ölmüş ama bu görevi iki oğluna bırakmıştı: “Birkaç yıl önce gül ve konyağı bırakan asıl kişinin öldüğüne dair bir not almıştık. Biz bunun kuşaktan kuşağa geçeceğini sandık. Bu görevi de oğullarının yerine getirdiğini sanıyorduk. Ama kim olduklarını bilmiyoruz.”
(ntvmsnbc)

Kısa Bilgi :İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamada, müzenin, ”eserlerin 1680′de Türk piyasasından tamamen yasal yollardan edinildiğini” gerekçe göstererek, heykellerin İzmir’e iade edilmeyec…

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamada, müzenin, ”eserlerin 1680′de Türk piyasasından tamamen yasal yollardan edinildiğini” gerekçe göstererek, heykellerin İzmir’e iade edilmeyeceğini bildirdiği yer aldı.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun, heykellerin iadesine ilişkin mektubuna yanıt veren Louvre Müzesi yöneticisi Henri Loyrette, cevabında şunları kaydetti:
”Bu eserler, 1680′de, o vakitler ülkenizle ayrıcalıklı ilişkileri bulunan Kral XIV. Louis adına Türk piyasasından tamamen yasal yollardan edinilmiş bulunmaktadır. Mektubunuzda değindiğinizin aksine, uluslararası sözleşmeler, tümüyle kanuna uygun yollardan yüzyıllar önce edinilmiş eserlerin iadesini öngörmemektedir. Bu konudaki tek düzenleme, Fransa’nın da 1997′de onayladığı ve geriye yürümeyen 1970 tarihli Kültürel Değerler Hakkında UNESCO Sözleşmesi’dir. Bu eserler, ayrılmaz biçimde Fransız koleksiyonlarındadır ve iadeleri düşünülemez.”
Kocaoğlu, yanıtın kendilerine ‘’sürpriz olmadığını”, müzeye hemen ikinci bir mektup yazdığını belirterek, mektubunda XIV. Louis döneminde Türk piyasasından alınan heykellerin ”hukuki bir edinim” olarak kabul edilip edilemeyeceğini sorduğunu kaydetti. Kocaoğlu, açıklamasında ”Dünyadaki yankılarına bakılırsa, mektubumuzun hedefine ulaştığı anlaşılıyor. Bu, uzun soluklu bir mücadeledir. Kültürel ve tarihsel mirasımıza sahip çıkma kararlılığımızı sürdüreceğiz” görüşünü ifade etti. Kocaoğlu, Loyrette’e yazdığı ikinci mektubunda, şunları kaydetti:
”İzninizle, XIV. Louis döneminde, yani 1680′de Türk piyasasının ne olduğu ve bunun hukuki bir edinim için ne kadar öne sürülebileceği konularını şimdilik bir yana bırakıyorum. 1970 UNESCO Sözleşmesi’nin de tüm diğer sözleşmeler gibi emsaller ve teamüllerle değiştirilip geliştirilebilir nitelikte bir uluslararası belge olduğu görüşümü sizin de paylaşacağınızı sanıyorum. Ayrıca isimleri bile kentimizle anılan eserlerin, müzenizin de desteği ve işbirliğiyle düzenlenerek açılacak bir müzede, ait oldukları topraklarda, beraber var oldukları eserlerle yan yana sergilenmesinin anlamlı olacağına dikkatinizi çekmek istiyorum.”
Yazdığı ilk mektubun, kendi imzasını taşımakla birlikte, İzmir’de düzenlenen Kültür Çalıştayı’nın katılımcısı sanatçı, kültür profesyoneli, akademisyen ve sivil toplum temsilcilerinin ortak kararıyla kaleme alınmış olduğunu hatırlatan Başkan Aziz Kocaoğlu, ”İzmir’in mirasını korumak ve geliştirmek için etkin bir çalışma yürütme kararlılığı içinde olduğunu” da belirtti.
(aa)

Kısa Bilgi :Cumhuriyet Haber Portalı – Dünyaca ünlü Türk heykeltraş Mehmet Aksoyun İnsan Halleri başlıklı sergisi 21 Ocak Perşembe günü Galeri Işık Teşvikiyede açılıyor. Sergide sanatçının farklı boyutlarda, merm…

Cumhuriyet Haber Portalı – Dünyaca ünlü Türk heykeltraş Mehmet Aksoyun İnsan Halleri başlıklı sergisi 21 Ocak Perşembe günü Galeri Işık Teşvikiyede açılıyor. Sergide sanatçının farklı boyutlarda, mermer, taş ve bronz döküm olarak çalıştığı 40 heykeli bulunuyor.Sanatçı sergideki işlerini ve sanat hayatını; Ben 45 senedir kendime sadık olmaya çalışıyorum. Sanatımla hayatım, düşüncelerim, duygularım, birebir olsun, örtüşsün istiyorum. Dünya sanat mirasını özümsemeye; Mısır, Asur, Hint, Maya, Afrika sanatından el almaya çalışıyorum. Sanatın özünü bozmayan her türlü yeniliğe, tekniğe, teknolojiye açığım, yeter ki sonuç heykel olsun. İçimdeki sanatçı benle iyi geçinmeye çalışıyorum. Zor beğenir, zoru sever, hep neden olmasın der, hep yeni fikirlerle rüyalarıma girer, o kendine ihanet ettirmez, neşeli de olsam, üzgün de olsam o hep ordadır. O her durumu heykele dönüştürmek ister. Bana acımaz, beni, fizik gücümü, el becerimi, ustalığımı acımasızca kullanır, yorgunluk tanımaz, ayaklarım, dizlerim tutmasa bile çalış bitir şunu der. Bana çişimi unutturur, insafsız, zalim biri sanatçı egom. Ben onun heykel hammalıyım, heykel havarisiyim. İşte böyle geçinip gidiyoruz. olarak tanımlıyor. Sanat küresel olamaz, bugün küresel olan dolardır diyen Mehmet Aksoy sanat anlayışı hakkında; Evrensel olanla küresel olan birbirine karıştırılıyor. Dünyanın her yerinde birbirine benzeyen kurşun askerler yaratılıyor. Kratetör güdücülerle politik olan estetikleştirildi. Politik dil ise metonomiktir, düz anlamdır, buradan metefor yapılamaz. Sanatsa meteforiktir, kavramlarla imajlarla yaratılan formlar üstünden konuşur. Öykünmelerle kişilik inkarıyla sanatçı olunmaz. Hele dünya sanat mirası inkarıyla yaşanılan coğrafyanın toplumsal durumun psikolojinin, toplumsal reflekslerin inkarıyla sanatçı hiç olunamaz. Bu kişilik inkarı demektir. Kişiliğini inkar eden kendini kaybeden sanatında kendisi olmayan insan başkasına öykünüyor demektir. Sanatçı ise yalnız kendisine öykünür, kendi şarkısını kendi söyler. diyor. Sergi, Galeri Işık Teşvikiyede 6 Mart Cumartesi gününe kadar ziyaret edilebiliyor.

Kısa Bilgi :Nazım Hikmet Kültür Merkezi, kısa filmcilerin buluşma, paylaşma ve gösterim mekânı olma iddiasıyla gündeme getirdiği projeyi, 23 Ocak Cumartesi günü bir açılış etkinliğiyle başlatacak.
Şubat ayında K…

Nazım Hikmet Kültür Merkezi, kısa filmcilerin buluşma, paylaşma ve gösterim mekânı olma iddiasıyla gündeme getirdiği projeyi, 23 Ocak Cumartesi günü bir açılış etkinliğiyle başlatacak.
Şubat ayında Kültür Merkezinin “Yılmaz Güney Salonu”nda her Pazar saat 16.00′da gerçekleştirilecek gösterimlerle kısa film sineması faaliyete geçecek.
Kültür Merkezi’nden yapılan açıklamada, “Kısa filmlerinizin izleyicilerle buluşmasını, üretimlerinizi paylaşmayı, tartışmayı, sinema aracılığıyla sözünüzü söylemeyi dert ediyorsanız siz de 23 Ocak günü yapılacak açılışa katılın” denildi.
www.nazimhikmetkulturmerkezi.org adresindeki ‘Kısa Film Sineması’ bölümünden bilgi alabilir ve kisafilm@nazimhikmetkulturmerkezi.org iletişim kurabilirsiniz.
23 Ocak Cumartesi günü gerçekleştirilecek olan açılışta gösterilecek olan filmler şunlar:
“Ev Sahibim” (Özgür Bakar), “İkiyüzlira” (Erkan Uzdur), “Lal” (Hakan Yılmaz), “Kara Gün” (Pınar Balcı), “Açılım” (Genç Sinemacılar), “Hoş Geldin Bebek” (Serhat Koca).
Film gösterimlerinin ardından yönetmenlerle kısa sohbetler gerçekleştirilecek.
Nazım Hikmet Kültür Merkezi
Ali Suavi Sokağı (Sanatçılar Sokağı), No: 7, Bahariye – KADIKÖY İstanbul
Tel: (0216) 414 22 39
(Ntvmsnbc)
if(typeof(NewsId) == “undefined”){
var NewsId=0;
var result=location.href.match(//id/d*/?/g);
if(result)
if(result.length>0)
NewsId=result[0].replace(’id’,”).replace(///g,”);
}
var ntvuc;
jQuery.fn.truncate=function(max,settings){settings=jQuery.extend({chars:/s/,trail:["...",""]},settings);var myResults={};var ie=$.browser.msie;function fixIE(o){if(ie){o.style.removeAttribute(”filter”)}}return this.each(function(){var $this=jQuery(this);var myStrOrig=$this.html().replace(/rn/gim,”");var myStr=myStrOrig;var myRegEx=//gim;var myRegExArray;var myRegExHash={};var myResultsKey=$(”*”).index(this);while((myRegExArray=myRegEx.exec(myStr))!=null){myRegExHash[myRegExArray.index]=myRegExArray[0]}myStr=jQuery.trim(myStr.split(myRegEx).join(”"));if(myStr.length>max){var c;while(max -1) {
ntvuc = randomString();
SetCookie(’ntvuc’, ntvuc, ”);
}
var scrDomain = document.location.href.substring(0,document.location.href.indexOf(”/”,9));
var commentTemplate = ‘{commentDate}{name}{age}{province}{commentBody}’;
var Kullanici = {
No : -1,
AdSoyad : “”,
Sehir : “”,
Yas : 0
};
var Ratings = {
IsRated : false,
UserRating : -1,
AverageRating : 0,
TotalUsers : 0
};
var NewsHash=nra+’|'+NewsId;
function setRating(rating, set) {
var text = “Bu habere ” + (parseInt(rating) + 1) / 2 + ” puan vermişsiniz.”;
$(’.star’).each(function(i) {
$image = $(this);
rating == -1 ?$image.css(’background-position’, – 24 – 6 * (i % 2)) : i 0) {
Kullanici.No = $user.attr(’No’);
Kullanici.AdSoyad = $user.find(’AdSoyad’).text();
Kullanici.Sehir = $user.find(’Sehir’).text();
Kullanici.Yas = $user.attr(’Yas’);
$(’#commenter > a:eq(0)’).html(Kullanici.AdSoyad);
}
$ratings = $(msg).find(’Ratings’);
Ratings.UserRating = parseInt($ratings.attr(’UserRating’), 10);
Ratings.IsRated = Ratings.UserRating >= 0 ? true : false;
Ratings.AverageRating = parseFloat($ratings.attr(’AverageRating’));
Ratings.TotalUsers = parseInt($ratings.attr(’TotalUsers’), 10);
var $ratingElm = $(’#Oylama’);
if (!$ratingElm) return;
if (Ratings.UserRating != -1) {
$ratingElm.css(’cursor’, ‘auto’);
Ratings.IsRated = true
}
if (!Ratings.IsRated) {
$ratingElm.mouseout(function() {
if (Ratings.IsRated) return;
setRating(Ratings.TotalUsers == 0 ? -1 : Ratings.AverageRating * 2 – 1, 0);
});
$(’#Oylama > img’).mouseover(function() {
if (Ratings.IsRated)
return;
setRating($(this).attr(’id’).replace(’star’, ”), 1);
}).click(function() {
if (Ratings.IsRated) return;
var rating = $(this).attr(’id’).replace(’star’, ”);
$(’#Oylama’).css(’cursor’, ‘auto’);
Ratings.IsRated = true;
setRating(rating, 1);
var paramStr = ‘Point’ + rating + ‘NewsHash’ + NewsHash + ‘ntvuc’ + ntvuc + ”;
$.ajax({
url: scrDomain + ‘/proxy/proxy.asmx/GetWSXml?DestinationKey=RatingManager&Parameters=’ + paramStr + ‘&PassKey=123′,
type: “GET”,
success: function(msg) {
$ratings = $(msg).find(’Ratings’);
Ratings.UserRating = parseInt($ratings.attr(’UserRating’), 10);
Ratings.IsRated = Ratings.UserRating >= 0 ? true : false;
Ratings.AverageRating = parseFloat($ratings.attr(’AverageRating’));
Ratings.TotalUsers = parseInt($ratings.attr(’TotalUsers’), 10);
$(’#toplamKullanici’).html(Ratings.TotalUsers.toString());
$(’#ortalamaPuan’).html(Ratings.AverageRating.toString());
Ratings.IsRated = true;
Ratings.UserRating = rating;
}
});
});
}
Ratings.IsRated ? setRating(Ratings.UserRating, 1) : setRating(Ratings.TotalUsers == 0 ? -1 : Ratings.AverageRating * 2 – 1, 0);
$(’#toplamKullanici’).html(Ratings.TotalUsers.toString());
$(’#ortalamaPuan’).html(Ratings.AverageRating.toString());
var CommentCount = parseInt($(msg).find(’Yorumlar’).attr(’YorumSayisi’), 10);
var ApprovedCount = parseInt($(msg).find(’Yorumlar’).attr(’OnaylanmisSayisi’), 10);
$(’#CommentCount’).html(ApprovedCount==0 ? ‘Henüz hiç yorum yapılmamış.’ : ‘Toplam ‘ + ApprovedCount.toString() + ‘ yorum.’);
if(CommentCount > 0) {
$(’#commentBottom a’).attr(’href’, ‘http://www.ntvmsnbc.com/id/24941073/?NewsId=’ + NewsId);
$(’#commentBottom’).show();
}
$(msg).find(’Yorum’).each(function() {
var AdSoyad = $(this).attr(’AdSoyad’);
var Yas = $(this).attr(’Yas’);
var Sehir = $(this).attr(’Sehir’);
var Tarih = $(this).attr(’Tarih’);
var Metin = $(this).text();
var Comment = commentTemplate
.replace(/{name}/, AdSoyad)
.replace(/{age}/, Yas==’-’ ? ” : ‘ (’ + Yas + ‘)’)
.replace(/{province}/, Sehir==” ? ” : ‘ – ‘ + Sehir)
.replace(/{commentDate}/, $(this).attr(’Durum’) == “Pending” ? “Yorumunuz onay bekliyor.” : Tarih)
.replace(/{commentBody}/, Metin);
$(’#comments’).append(Comment);
});
$(”.commentBody”).truncate( 200,{
chars: /s/,
trail: [ "... devamı »", "« gizle" ]
});
if(Kullanici.No == -1)
$(’#toggleComment’).html(’giriş yapmalısınız’);
else {
$(’#toggleComment’).html(’tıklayın’);
$(’#comment’).keyup(function() {
$this = $(this);
var len = $this.val().length;
if(len > 1000) {
$this.css(’border-color’, ‘#d00′);
$(’#charCount’).css({’color’:'#d00′,’font-weight’:'bold’}).html(1000-len + ‘/1000 (Karakter limitini aştınız!)’);
}
else {
$this.css(’border-color’, ’silver’);
$(’#charCount’).css({’color’:'#000′,’font-weight’:'normal’}).html(1000-len + ‘/1000′);
}
});
$(’#commentSubmit’).click(function() {
if($(’#comment’).val().length > 1000) {
alert(1);
}
else {
var comment = $(’#comment’).val().replace(/(#|&|)/g,”).replace(/ı/g, “|i@”).replace(/ğ/g, “|g@”).replace(/ü/g, “|u@”).replace(/ş/g, “|s@”).replace(/ö/g, “|o@”).replace(/ç/g, “|c@”).replace(/İ/g, “|I@”).replace(/Ğ/g, “|G@”).replace(/Ü/g, “|U@”).replace(/Ş/g, “|S@”).replace(/Ö/g, “|O@”).replace(/Ç/g, “|C@”).replace(/%/g, ‘|y@’);
if(comment != ”) {
var paramStr = ‘Body’ + escape(comment) + ‘NewsHash’ + NewsHash + ‘c’ + cui + ”;
$.ajax({
url: scrDomain + ‘/proxy/proxy.asmx/GetWSXml?DestinationKey=CreateComment&Parameters=’ + paramStr + ‘&PassKey=123′,
type: “GET”,
success: function(msg) {
switch($(msg).find(’commentStatus’).text()) {
case “ok”:
$(’#commentForm’).fadeOut(’slow’);
var commentMarkUp = commentTemplate
.replace(/{name}/, Kullanici.AdSoyad)
.replace(/{age}/, Kullanici.Yas==’-’ ? ” : ‘ (’ + Kullanici.Yas + ‘)’)
.replace(/{province}/, Kullanici.Sehir==” ? ” : ‘ – ‘ + Kullanici.Sehir)
.replace(/{commentDate}/, “Yorumunuz onay bekliyor.”)
.replace(/{commentBody}/, $(’#comment’).val().replace(/(#|&|)/g,”));
$(’#comments’).prepend(commentMarkUp);
$(’#comment’).val(”);
$(’#charCount’).css({’color’:'#000′,’font-weight’:'normal’}).html(’0/1000′);
$(”.newComment:first .commentBody”).truncate( 200,{
chars: /s/,
trail: [ "... devamı »", "« gizle" ]
}).find(’a').click();
$(’.newComment:first’).fadeIn(’slow’);
if($(’#comments > div’).length > 3)
$(’#comments > div:last’).fadeOut(’slow’, function() {
$(this).remove();
});
break;
case “login”:
// TODO: Bir problem var, kullanıcı login olup tekrar denesin.
break;
default:
// TODO: Oluşan bir hatadan ötürü yorum kaydedilemedi. Kullanıcıya bildir.
break;
}
}
});
}
}
return false;
});
}
$(’#toggleComment’).click(function() {
if(Kullanici.No == -1) {
SetCookie(’retId’, NewsId, ’session’);
location.href = ‘http://www.ntvmsnbc.com/id/24936507/’;
return false;
}
else {
$(’#commentForm’).is(’:hidden’) ? $(’#commentForm’).fadeIn(’slow’) : $(’#commentForm’).fadeOut(’slow’);
if($(’#comment’).val().length > 1000) {
$(’#comment’).css(’border-color’, ‘#d00′);
$(’#charCount’).css({’color’:'#d00′,’font-weight’:'bold’}).html(1000-$(’#comment’).val().length + ‘/1000 (Karakter limitini aştınız!)’);
}
}
return false;
});
if(getCookie(’webauthtoken’)) {
$(’#commenter > a:eq(1)’).hide().after(”);
}
else {
$(’#commenter > a:eq(1)’).click(function() {
SetCookie(’EE1′, ”, (new Date(2000,0,1)).toGMTString());
Kullanici.No = -1;
Kullanici.AdSoyad = ”;
Kullanici.Sehir = ”;
Kullanici.Yas = 0;
$(’#toggleComment’).click(function() {
SetCookie(’retId’, NewsId, ’session’);
location.href = ‘http://www.ntvmsnbc.com/id/24936507/’;
return false;
}).html(’giriş yapmalısınız’);
$(’#commentForm’).fadeOut(’slow’);
$(’#comment’).val(”);
$(”.newComment”).fadeOut(’slow’);
return false;
});
}
$(’#commentArea’).show();
}
});

/* Test */
$(”td.boxBI_3053751 .headlineList2:has(span[class='b'])”).hide();
$(”td.boxBI_3053751 div:has(script)”).hide();
var rssUrl = $(”td.boxBI_3053751 div:has(script) .rssButton:last”).parent().attr(”href”);
var newsUrl = encodeURIComponent(location.href);
var newsTitle = encodeURIComponent($(”#content > h1″).html());
var newsSummary = encodeURIComponent($(”#content > h2″).html());
var $ul = $(”);
var snImgUrl = “http://cm.ntvmsnbc.com/dl/StoryTools/”;
$ul.append(”);
$ul.append(”);
$ul.append(”);
$ul.append(”);
$ul.append(”);
$ul.append(”);
$ul.append(”);
$ul.append(”);
$ul.append(”);
$ul.append(”);
$ul.append(”);
$ul.append(”);
$(”#SaveAndShare”).append($ul);
$(’#SaveAndShare .kwicks’).kwicks({max: 114,duration: 400});
/* Test */
});
var mh=function(str) {
return str=str.replace(/ı/g, ‘%FD’).replace(/ğ/g, ‘%F0′).replace(/ü/g, ‘%FC’).replace(/ş/g, ‘%FE’).replace(/ö/g, ‘%F6′).replace(/ç/g, ‘%E7′).replace(/İ/g, ‘%DD’).replace(/Ğ/g, ‘%D0′).replace(/Ü/g, ‘%DC’).replace(/Ş/g, ‘%DE’).replace(/Ö/g, ‘%D6′).replace(/Ç/g, ‘%C7′).replace(//g, ‘%92′).replace(/ /g,” “).replace(//g, “”").replace(//g, “”").replace(//g, “‘”).replace(//g, “‘”);
}
var epostaGonder = function() {
var link=’http://’+location.host+’/id/’+NewsId+’/from/ET/’;
var subject=mh(’ntvmsnbc.com: ‘ + $(’#content > h1′).html());
var body=mh($(’#content > h1′).html() + ‘%0D%0A’ + $(’#content > h2′).html() + ‘%0D%0A’+link);
location.href = ‘mailto:?subject=’ + subject + ‘&body=’ + body;
}
var randomString = function() {
var chars = “0123456789ABCDEFGHIJKLMNOPQRSTUVWXTZabcdefghiklmnopqrstuvwxyz”;
var randomstring = ”;
for (var i=0; i

Kısa Bilgi :P aris- Jean Houdremont kültür merkezinde sergilenen oyun Fransız tiyatroseverlerce çok beğenildi.Elise Chatauret’nin yönetmenliğini yaptığı oyunda başrolleri, Ariane Brousse, Frederique Mathieu, Ti…

Paris- Jean Houdremont kültür merkezinde sergilenen oyun Fransız tiyatroseverlerce çok beğenildi.Elise Chatauret’nin yönetmenliğini yaptığı oyunda başrolleri, Ariane Brousse, Frederique Mathieu, Tilbe Saran, Serra Yilmaz, Camille Voitellier paylaşıyor.İnsanlarla ülkelerin “kapı aralığında durduğu anları” anlatan tiyatro oyunu, 2008′de Fransa’nın en önemli tiyatro kurumu ”Centre National de Theatre”dan (Ulusal Tiyatro Merkezi) teşvik ve para ödülü kazanmıştı.oyun, yine 2008′de Akdeniz Tiyatro Yazarları Buluşması kapsamında Cannes Tiyatrosu’nda yarışma jürisi ve seyirci topluluğu önünde okunarak birincilik ödülüne layık görülmüştü.

Kısa Bilgi :P ekin- Şinhua ajansının haberine göre Çin Devlet Radyo, Film ve Televizyon İdaresi Başkanı Tong Gang, “Avatar”ın, 2009 yılında “2012″ adlı felaket filminin 460 milyon yüen (yaklaşık 99 milyon TL) o…

Pekin- Şinhua ajansının haberine göre Çin Devlet Radyo, Film ve Televizyon İdaresi Başkanı Tong Gang, “Avatar”ın, 2009 yılında “2012″ adlı felaket filminin 460 milyon yüen (yaklaşık 99 milyon TL) olan hasılatını geçerek ülkedeki yeni gişe rekorunun sahibi olduğunu açıkladı.Ayrıca “Avatar” filminin 2 boyutlu versiyonuna talebin az olması nedeniyle bu versiyonun gösterimden kaldırılacağını belirten yetkililer, filmin 3 boyutlu versiyonunun gösterildiği salonların dolu olduğunu söyledi.Yetkililer, “Avatar” filminin ay takvimine göre Çin yeni yılı olan 14 Şubat’a kadar gösterimde kalmasını beklediklerini ve filmin kendi kendisiyle yarıştığını ifade etti.Avatar Konfüçyus’a karşıÖte yandan uzmanlar, Avatar’ın 2 boyutlu versiyonunun gösterimden kaldırılmasının, yakında vizyona girecek “Konfüçyus” filmiyle bağlantısı olduğunu savunuyor. “Konfüçyus” filminin 3 boyutlu versiyonunun bulunmadığını ve “Avatar” ile o alanda yarışmayacağını belirten uzmanlar, bu durumu, Avatar’ın Konfüçyus’a 2 boyutlu alanda rakip olmaması için önlem olarak görüyor.Çin’de sinemalarda, Çin yeni yılı (Bahar Bayramı) ve Milli Kuruluş gününde Çin filmlerine öncelik veriliyor.Ayrıca Çin, yerli film endüstrisini korumak için yabancı filmlere kota uyguluyor ve yılda sadece 20 yabancı filmin ülkesinde gösterime girmesine izin veriyor. Bu kotayla da Hollywood sektörünü sınırlamış oluyor.

Kısa Bilgi :Şinhua ajansının haberine göre Çin Devlet Radyo, Film ve Televizyon İdaresi Başkanı Tong Gang, “Avatar”ın, 2009 yılında “2012″ adlı felaket filminin 460 milyon yüen (yaklaşık 99 milyon TL) olan hasıla…

Şinhua ajansının haberine göre Çin Devlet Radyo, Film ve Televizyon İdaresi Başkanı Tong Gang, “Avatar”ın, 2009 yılında “2012″ adlı felaket filminin 460 milyon yüen (yaklaşık 99 milyon TL) olan hasılatını geçerek ülkedeki yeni gişe rekorunun sahibi olduğunu açıkladı.

Ayrıca “Avatar” filminin 2 boyutlu versiyonuna talebin az olması nedeniyle bu versiyonun gösterimden kaldırılacağını belirten yetkililer, filmin 3 boyutlu versiyonunun gösterildiği salonların dolu olduğunu söyledi.
Yetkililer, “Avatar” filminin ay takvimine göre Çin yeni yılı olan 14 Şubata kadar gösterimde kalmasını beklediklerini ve filmin kendi kendisiyle yarıştığını ifade etti.

AVATAR KONFÜÇYUSA KARŞI
Öte yandan uzmanlar, Avatarın 2 boyutlu versiyonunun gösterimden kaldırılmasının, yakında vizyona girecek “Konfüçyus” filmiyle bağlantısı olduğunu savunuyor. “Konfüçyus” filminin 3 boyutlu versiyonunun bulunmadığını ve “Avatar” ile o alanda yarışmayacağını belirten uzmanlar, bu durumu, Avatarın Konfüçyusa 2 boyutlu alanda rakip olmaması için önlem olarak görüyor.

Çinde sinemalarda, Çin yeni yılı (Bahar Bayramı) ve Milli Kuruluş gününde Çin filmlerine öncelik veriliyor.
Ayrıca Çin, yerli film endüstrisini korumak için yabancı filmlere kota uyguluyor ve yılda sadece 20 yabancı filmin ülkesinde gösterime girmesine izin veriyor. Bu kotayla da Hollywood sektörünü sınırlamış oluyor. (aa)

Kısa Bilgi :”2009 gibi çok büyük ekonomik daralma yaşanan bir yılı 2001 yılına göre daha az hasarla atlattığımız kanaatindeysem de kriz teğet geçti demek de istemiyorum.Çünkü işsizlik oranı yüzde 14′e çıkarken, e…

“2009 gibi çok büyük ekonomik daralma yaşanan bir yılı 2001 yılına göre daha az hasarla atlattığımız kanaatindeysem de kriz teğet geçti demek de istemiyorum.Çünkü işsizlik oranı yüzde 14′e çıkarken, ekonominin yüzde 6 düzeyinde küçülmesi Türkiye’nin krizden etkilendiğinin göstergesi. Krizin bilişim sektöründen ve KOBİ’lerden teğet geçmediğini ise rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak kriz küreseldi ve kaçmanın yolu da yoktu. Bu nedenle de geleceğe bakmalı ve hazırlıklı olmalıyız. Bu süreçte kanun koyucuyu da önümüzü açan uygulamalarıyla yanımızda görmek istiyoruz.”
Bilişim Sanayicileri Derneği (TÜBİSAD), bilgi teknolojileri, telekomünikasyon ve yeni medya alanlarında faaliyet gösteren şirketlerin temsil edildiği bir dernek olarak 1979 yılında kurulmuş. Bugün yaklaşık 35 milyar dolarlık Türkiye bilişim sektörünün yüzde 95′ini temsil eden TÜBİSAD’ın 200′den fazla üyesi var. Dernek, bilgi teknolojileri ve telekomünikasyon sektörlerini ülkemizin büyümesinin temeli olarak konumlandırıyor. Üyelerinin ortak faydasını tarafsızlığını koruyarak temsil edeceğini misyon olarak belirleyen Bilişim Sanayicileri Derneği eğitim ve istihdam, yerel katma değer üretimi, hukuksal ve kurumsal altyapının oluşturulması, sektör ve pazarın büyüyerek güçlenmesi, bilişim sektörüne yönelik standartların oluşturularak yerleştirilmesi gibi operasyonel konulara yoğunlaşırken, yurtdışında da sektörün ve Türkiye’nin AB ile bütünleşmesi için çalışmalar yapıyor. Ayrıca Türkiye’de e-dönüşümü sağlayacak ulusal projeler de üreten dernek, bu projelerini diğer sivil toplum örgütleri, kamu ve özel sektör kuruluşları ve kamuoyuyla da paylaşıyor.
BİLİŞİMDE VERGİ YÜKÜ AZALTILMALI
Bugün görev başında olan Bilişim Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu, Türkiye’nin geleceğini bilgi ve iletişim teknolojileri sektöründe görüyor. Bu sebeple de tüm üyelerinin katılımıyla ortak bir inisiyatif başlattı. Bilişim sanayicilerinin başlattığı bu aksiyonun ilk önceliği, sektörlerinin devlet politikaları içinde öncelikli bir konumda olmasını sağlamak.
Diğer yandan dernek yönetiminin iddialı hedefleri de var. Bu hedeflerin hayata geçebilmesi için tüm sektörün tek vücut olması gerekiyor. Aynı zamanda bir bilişim şirketi Probil’in de yönetim kurulu başkanı olan TÜBİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Gürsoy’a, hemen herkesin “Gelecek bilişimde.” derken kendilerinin bu geleceğe nasıl hazırlandıklarını soruyorum.
Başkan Gürsoy dernek olarak yapacaklarının yanı sıra bir dizi somut öneri de sıralıyor, “Öncelikle Yeni Ticaret Kanunu yasallaşmalı, bilişimde liberalleşme sağlanırken devlet alımları da sektöre özel yöntemlerle yapılmalı. E-dönüşüm farkındalığı yeniden canlandırılmalı ve G20′de olduğu gibi bilişimde de ilk 20 ülke arasında olmak devletin hedefi olmalı. Doğru veri ve doğru bilgiye dayalı karar verme ortamı oluşturulmalı. Sektörlerde (finans, telekom vb.) ve KOBİ’lerde çözüm odaklı yaklaşımlar getirilmeli ve bilişim ürünlerinin katma değeri anlatılmalı. Katma değer üretmek için bilişim sektörü stratejik olarak devletin destekleneceği sektörler arasına girmeli. Eğitim programlarında bilişimin yeri artırılmalı, üniversite ve sektör ortak çalışmalı. Sektördeki vergi yükü de azaltılmalı. Bütün bunları başarmak için de dernek olarak ‘gönüllü’ ama ‘kurumsal’ bir anlayışla çalışıyoruz.” diyor.
Yol almak için herkes çok çalışmalı
Bilişim Sanayicileri Derneği yönetimi, yukarıda sayılan hedefleri gerçekleştirmek için dernekte o kadar çok süre geçirip, kafa yormuşlar ki neredeyse dernekteki faaliyetlerini asli, profesyonel iş yaşamlarını hobi olarak yapmaya başlamışlar. Bu gönüllü çalışmada tüm üyeler görev almış. Birlikte yapılan bir ortak akıl toplantısı sonrasında güçlendirilmeye açık alanlar tespit edilmiş ve bu alanlarda proje geliştirecek 11 komisyon kurulmuş. Her birisi hem sektörü hem de ülke geleceğini tasarlamaya yönelik kurulan TÜBİSAD komisyonları şöyle sıralanıyor: Tüm Strateji Komisyonu, Bilgi Merkezi Komisyonu, Yeni Medya Komisyonu, Telekomünikasyon Komisyonu, Bilgi Teknolojileri Komisyonu, Donanım ve Tüketici Elektroniği Komisyonu, Kamu İlişkileri Komisyonu, İnsan Kaynakları ve Eğitim Komisyonu (derneğin getirdiği somut öneriler hayata geçerse şimdilerde yaklaşık 150 bin kişiye istihdam sağlayan sektör bir o kadar daha genç insana iş imkanı oluşturacak. Bu amaçla da uzman iş gücü için İşkur ile birlikte çalışılıyor.), Kurumsal Kaynak Komisyonu, Mevzuat Komisyonu ve Üye İlişkileri Komisyonu.
Komisyonlar, hedeflerini belirleyerek her çeyrekte varılan noktaya ilişkin derneğe bilgi de verecekler.
Başkan Turgut Gürsoy, bilişim ürünlerinin sektör gözetmeksizin bütün kurumlara işlerini daha verimli yapabilmesi için gerekli hizmeti sunduğunu söylüyor. “Bilişim sektörünün global ölçekteki stratejik önemi, konunun sadece sektörel bazda değil, Türkiye ekonomisi boyutunda ele alınmasını da gerekli kılıyor. Biz bilişimi büyük Türkiye resminin en önemli parçalarından biri olarak görmek istiyoruz. Dernek olarak temel misyonumuz, bilgi ve iletişim teknolojilerini, ülkemizin sağlıklı ve sürdürülebilir büyümesinin temellerinden biri olarak konumlandırmak. Derneğin öncelikli olarak kendine koyduğu hedefler arasında; yakınsama ve yeni medya ile ortaya çıkan potansiyelin gerçekleştirilmesi, yetişmiş nitelikli işgücü oluşumunu sağlayarak altyapıyı oluşturup uluslararası standartlara uyumluluğunun sağlanması ve desteklenmesi bulunuyor. Bu amaçla da sertifikasyon programları yapacak eğitim kurumlarına destek verilmesi, bilişimin katacağı katma değeri bilmeyen KOBİ’leri bilgilendirerek e-dönüşüm performansının artırılması amaçlandı. Ayrıca bilişimin stratejik önemi konusunda farkındalığın artırılması, sağlıklı rekabet şartlarının oluşması için devlet organları ile işbirliğinin oluşturulması ve e-devlet uygulamalarının başarıyla hayata geçirilmesine destek olunması stratejik hedefler olarak seçildi.” diyor.

Kısa Bilgi :EJDER KAPANIÇocuk tecavüzcülerini öldüren bir katilin izinde adalet kavramının sorgulandığı filmde, iki deneyimli dedektif Abbas ( Uğur Yücel ) ve ‘ Akrep ‘ Celal ( Kenan İmirzalıoğlu ) bir seri katil…

EJDER KAPANIÇocuk tecavüzcülerini öldüren bir katilin izinde adalet kavramının sorgulandığı filmde, iki deneyimli dedektif Abbas ( Uğur Yücel ) ve ‘ Akrep ‘ Celal ( Kenan İmirzalıoğlu ) bir seri katilin peşine düşerler. Katilin kurbanları aftan yararlanıp çıkan sübyancılardır. Eldeki ipuçları askerden dönen Ensar’ı ( Nejat İşler ) işaret etmektedir.

Kısa Bilgi :İstanbul- Yönetmenliğini Uğur Yücel’in yaptığı ve senaryosunu Kubilay Tat’ın yazdığı ”Ejder Kapanı” adlı filmde, Uğur Yücel, Kenan İmirzalıoğlu, Nejat İşler ile Ceyda Düvenci rol aldı.Çekimleri İ…

İstanbul- Yönetmenliğini Uğur Yücel’in yaptığı ve senaryosunu Kubilay Tat’ın yazdığı ”Ejder Kapanı” adlı filmde, Uğur Yücel, Kenan İmirzalıoğlu, Nejat İşler ile Ceyda Düvenci rol aldı.Çekimleri İstanbul’da 8 haftada tamamlanan filmin konusu özetle şöyle:”Güneydoğu’da askerliğini yapan er Ensar acımasız bir ölüm makinesidir. Askerdeyken 12 yaşındaki kız kardeşine tecavüz edilmiştir. Askerden döndüğü ilk gün, kız kardeşinin kendini astığını öğrenir. Ardından şehirde cinayetler işlenmeye başlar. Soruşturmayı cinayet masasından iki usta dedektif Abbas, Celal ve stajyer polis memuresi Ezo üstlenir. Emekliliğinden önce son görevini üstlenen Abbas’ın tek hayali sevgilisi Cavidan’ı da alıp uzaklara gitmektir.”Yönetmenliği Şafak Sezer ve Korhan Bozkurt’un paylaştığı ”Kutsal Damacana 2: İt Men”in senaryosunu ise Leman çizerlerinden Soner Günday ile Şafak Sezer yaptı.Şafak Sezer’in başrolünü de oynadığı filmde, Mustafa Üstündağ, Aydemir Akbaş, Serkan Şengül, Tuğba Karaca, Yıldırım Memişoğlu, Eriş Akman, Güzin Usta ve Ferhat Güzel rol aldı.Hollywood’un vazgeçilmezi ”kurt adam”ı tiye alan film, HD formatında 6 haftada çekildi. Filmin 3D efektleri için özel bir ekip kuruldu. Özel efektleri, animasyonları, dinamik hikayesi, akıcı anlatım üslubu, heyecanı ve eğlencesi sürekli yükselen filmin konusu şöyle:”Fikret, eski mesleği olan gemiciliğe dönmüş, tayfa olarak çalıştığı gemiyle uzak denizlere açılmıştır. Gemi Hint Okyanusu’nda seyrederken Somalili korsanların saldırısına uğrar, korsanlar gemiyi ele geçirir, Fikret denize atlayıp kaçar. Ertesi gün Fikret, baygın bir halde Hindistan sahilinde bir kumsalda karaya vurur. Bir kaç Hintli köylü Fikret’i bulur, tedavi etmek için yakınlardaki bir Budist tapınağına götürürler. Aradan 5 ay geçer, Fikret sağlığına kavuşur, tapınakta eğitim gören Serkan adındaki bir Türk ile tanışıp arkadaş olur.Fikret ve Müjdat o gece Müjdat’ın evine giderler. Uyumak için yatağa girdiklerinde o gün açık artırmadan aldıkları tablonun içindeki kurt, tablodan çıkar, Müjdat’ın içine girer.”Evlilik komedisiMarc Lawrence’in yönettiği ve Mary Steenburgen, Sarah Jessica Parker, Hugh Grant ile Sam Elliott’nun oynadığı ”Morganlar Nerede?/Did You Hear About the Morgans?” haftanın bir diğer komedi filmi oldu. Romantik komedi türü içinde evliliği anlatan filmin konusu şöyle:”Manhattan’lı başarılı çift Meryl ve Paul Morgan’ın neredeyse mükemmel olan hayatlarının tek başarısız yönü sürdüremedikleri evlilikleridir. Ancak hayatlarındaki problem başlarına gelen felaketin yanında bir hiç kalacaktır. İstemeden bir cinayetin görgü tanığı olurlar ve bir kiralık katilin hedefi olurlar. Federal polis onları küçük bir kasabaya göndererek tanık koruma programına alır.”Haftanın animasyon filmiRon Clements ile John Musker’in yönettiği ve Anika Noni Rose, Bruno Campos, Keith David ile Michael-Leon Wooley’nun seslendirdiği animasyon film ”Prenses ve Kurbağa/The Princess and the Fog”, bilindik ”prens-kurbağa” hikayesini ters yüz ediyor.Bir prensesin, yakışıklı bir prense dönüşen bir kurbağayı öpmesiyle birlikte gerçek aşkını bulduğu hikayeye benzemeyen filmde, prenses yine bir kurbağayı öpüyor fakat sonuçlar çok farklı oluyor. Bunun peşinden mizah, heyecan, müzik ve duygu dolu bir macera başlıyor. Sonunda aşk, prens ile prenses arasında bir yolunu bulup gelişiyor.Walt Disney Animation Studios’un yeni çizgi filminin müzikleri ise Oscar ödüllü besteci Randy Newman’a ait.

Kısa Bilgi :Berlin- Böylece festivalde Türkiye üç filmle birden temsil ediliyor olacak. Yarışma bölümünde Altın Ayı için yarışacak Semih Kaplanoğlunun Bal ve Panorama bölümünde Reha ErdeminKosmosunun yanı sıra Pi…

Berlin- Böylece festivalde Türkiye üç filmle birden temsil ediliyor olacak. Yarışma bölümünde Altın Ayı için yarışacak Semih Kaplanoğlunun Bal ve Panorama bölümünde Reha ErdeminKosmosunun yanı sıra Pirselimoğlunun filmi avangart genç filmlerin yer aldığı Forum bölümünde gösterilecek. Berlinalenin yabancısı olmayan Pirselimoğlu 2007de de Forum bölümüne Rıza adlı filmi ile katılmıştı.Festival, 11 Şubatta Berlinale Palast Sinemasındaki açılış töreninin ardından Çinli yönetmen Wang Quananın Tuan Yuan adlı filminin dünya prömiyeri ile başlayacak festival, 20 Şubatta sona erecek.

Kısa Bilgi :Ünlü caz piyanisti Kerem Görsev, caz müzikle insanlara hayaller kurdurmak istiyor.

Ünlü caz piyanisti Kerem Görsev, caz müziğini daha geniş kitlelere ulaştırmak istediğini belirterek, ”Ca…

Ünlü caz piyanisti Kerem Görsev, caz müzikle insanlara hayaller kurdurmak istiyor.

Ünlü caz piyanisti Kerem Görsev, caz müziğini daha geniş kitlelere ulaştırmak istediğini belirterek, ”Caz, yaşanmışlıkların hikayesidir” dedi.

”Diversion” adlıyla 13. albümü çıkaran piyanist Görsev, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu albümünde Ferit Odman ve Kağan Yıldız ile birlikte çalıştığını söyledi.

Caz müziğini daha geniş kitlelere ulaştırabilmek için 14 Marta kadar Adana, Mersin, Hatay, Gaziantep, Ankara, Eskişehir, İzmir ve İstanbul’un da aralarında bulunduğu çok sayıda kentte konser vereceklerini ifade eden Görsev, ”Önemli olan müzik yapıp toplumla paylaşmak. Kafanızdaki müzikleri yazıp, hikayelerinizi çalıp insanlara dinletmek” dedi.

Caz tutkusunun konservatuvar yıllarında başladığını, çeşitli kulüplerde ve konserlerde birçok Türk ve yabancı müzisyenle çalma imkanını bulduğunu dile getiren Görsev, bu albümdeki tüm parçaların kendisine ait olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

”Her müziğin bir hikayesi ve oluşum nedeni var. Benim hiçbir parçam bir anısı olmadan, bir kahramanı olmadan yazılmamıştır. Benim öyle bir parçam yok. ‘Parça yapacağım’ diye bir hırsım da yok. Caz, yaşanmışlıkların hikayesidir. İnsanlarla, tabiatla, kızımla, eşimle kısaca hayat bana bir şeyler yaşatıyor ve bu beste olarak geri dönüyor. Mesela tatlıyı çok severim. Albümümde iki parçam tatlılarla ilgili. Tramisu, mastic pudding adlı bu parçaları tatlılara yazdım. İki parçamı en çok sevdiğim caz ustasına yazdım. Albümde 8 parça var. Hep mutlu olduğum, üzüldüğüm anlarda yazdığım parçalar bunlar. Caz bir hayal kurdurma mekanizmasıdır.”

Dünyanın efsane müzisyenlerini dinleyerek büyüdüğünü, bu müzikler sayesinde hayaller kurarak kendi bestelerini yaptığını anlatan Görsev, ”Şimdi amacım, çaldığım müziklerle insanlara hayal kurdurup, cazı daha geniş kitlelere yaymak” dedi.

Görsev, cazı daha fazla dinlenen bir müzik türü haline getirebilmek için çalıştığını belirterek, şunları söyledi:

”Türkiye’nin her yerinde konserler veriyorum. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Biz müzikte belirli duruşu olan insanlarız. Hiçbir zaman popüler olalım diye müziğimizin, duruşumuzun, kişiliğimizin dışında başka işler yapmadık. Belli bir ciddiyetimiz var müzikte de. Cazın dinlenme oranı dünyada binde 17′dir. Ama ben müziğe inanan, bu müzikle var olan, bunu var etmek için hayatında pek çok şeylerden fedakarlık eden bir insanım. Çünkü ben bu müziği seviyorum ve inanıyorum. ‘Az dinleyicisi’ var diye bu müziğin hakkını yememek lazım. Caz müziğinin daha geniş kitlelere ulaşması için festivaller çok önemli. Bunun yanı sıra özellikle TRT’de yaptığımız programa yoğun ilgi var. Ağrı’dan Kayseri’ye, ABD’den Avustralya’ya kadar her yerden dinleyicilerimiz bize ulaşıyor. Bu çok güzel bir şey.”

Görsev, gençlere ve çocuklara çalmayı misyon edindiğine ve bu tür konserlerde büyük keyif aldığına değinerek, özellikle üniversitelerde konser vermeyi çok sevdiğini kaydetti.

Kısa Bilgi :”Diversion” adlıyla 13. albümü çıkaran piyanist Görsev, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu albümünde Ferit Odman ve Kağan Yıldız ile birlikte çalıştığını söyledi.
Caz müziğini daha geniş kitlele…

”Diversion” adlıyla 13. albümü çıkaran piyanist Görsev, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu albümünde Ferit Odman ve Kağan Yıldız ile birlikte çalıştığını söyledi.
Caz müziğini daha geniş kitlelere ulaştırabilmek için 14 Marta kadar Adana, Mersin, Hatay, Gaziantep, Ankara, Eskişehir, İzmir ve İstanbul’un da aralarında bulunduğu çok sayıda kentte konser vereceklerini ifade eden Görsev, ”Önemli olan müzik yapıp toplumla paylaşmak. Kafanızdaki müzikleri yazıp, hikayelerinizi çalıp insanlara dinletmek” dedi.
Caz tutkusunun konservatuvar yıllarında başladığını, çeşitli kulüplerde ve konserlerde birçok Türk ve yabancı müzisyenle çalma imkanını bulduğunu dile getiren Görsev, bu albümdeki tüm parçaların kendisine ait olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
”Her müziğin bir hikayesi ve oluşum nedeni var. Benim hiçbir parçam bir anısı olmadan, bir kahramanı olmadan yazılmamıştır. Benim öyle bir parçam yok. ‘Parça yapacağım’ diye bir hırsım da yok. Caz, yaşanmışlıkların hikayesidir. İnsanlarla, tabiatla, kızımla, eşimle kısaca hayat bana bir şeyler yaşatıyor ve bu beste olarak geri dönüyor. Mesela tatlıyı çok severim. Albümümde iki parçam tatlılarla ilgili. Tramisu, mastic pudding adlı bu parçaları tatlılara yazdım. İki parçamı en çok sevdiğim caz ustasına yazdım. Albümde 8 parça var. Hep mutlu olduğum, üzüldüğüm anlarda yazdığım parçalar bunlar. Caz bir hayal kurdurma mekanizmasıdır.”
Dünyanın efsane müzisyenlerini dinleyerek büyüdüğünü, bu müzikler sayesinde hayaller kurarak kendi bestelerini yaptığını anlatan Görsev, ”Şimdi amacım, çaldığım müziklerle insanlara hayal kurdurup, cazı daha geniş kitlelere yaymak” dedi.
Görsev, cazı daha fazla dinlenen bir müzik türü haline getirebilmek için çalıştığını belirterek, şunları söyledi:
 ”Türkiye’nin her yerinde konserler veriyorum. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Biz müzikte belirli duruşu olan insanlarız. Hiçbir zaman popüler olalım diye müziğimizin, duruşumuzun, kişiliğimizin dışında başka işler yapmadık. Belli bir ciddiyetimiz var müzikte de. Cazın dinlenme oranı dünyada binde 17′dir. Ama ben müziğe inanan, bu müzikle var olan, bunu var etmek için hayatında pek çok şeylerden fedakarlık eden bir insanım. Çünkü ben bu müziği seviyorum ve inanıyorum. ‘Az dinleyicisi’ var diye bu müziğin hakkını yememek lazım. Caz müziğinin daha geniş kitlelere ulaşması için festivaller çok önemli. Bunun yanı sıra özellikle TRT’de yaptığımız programa yoğun ilgi var. Ağrı’dan Kayseri’ye, ABD’den Avustralya’ya kadar her yerden dinleyicilerimiz bize ulaşıyor. Bu çok güzel bir şey.”
Görsev, gençlere ve çocuklara çalmayı misyon edindiğine ve bu tür konserlerde büyük keyif aldığına değinerek, özellikle üniversitelerde konser vermeyi çok sevdiğini kaydetti.
 
AA

Kısa Bilgi :Cumhuriyet- Kiev’de Aşk’ta Gala adlı kadında cisimlenen aşk var. Karanlık Kiev sokaklarında, metro istasyonunda kararsız bir gölge gibi dolaşırken fondaki gecenin rengi sizi de içine alıveriyor. Adam …

Cumhuriyet- Kiev’de Aşk’ta Gala adlı kadında cisimlenen aşk var. Karanlık Kiev sokaklarında, metro istasyonunda kararsız bir gölge gibi dolaşırken fondaki gecenin rengi sizi de içine alıveriyor. Adam belki de çok kalabalık olduğundan adı yok. Kadın Gala! Ne yalan söylemeli kadim aşk masallarında bile ürkekçe kıyısında dolanılmasına rağmen, tenin tutkusu değil midir asıl olan aşkta? Yabancı bir ülkedeBeş altı metre mesafede, biri karanlık diğeri ışıklı karşılıklı iki pencerenin camında, ışıklı camdan karanlık camın aynasına dalgın bakan adamın öteki midir gerçekte izlediği. Pencerenin bir sönen bir aydınlanan ışığıyla, bir var olan bir yok olan iki adam, iç içe geçmiş adamlar bize Ingmar Bergman’n görüntülerinin bir sahnesinde hatta içindeymişiz hissini veriyor. Yabancı bir ülkede, türünün omuzlarına yüklediği çoğalan ağırlıklarla kendi içinin kuyusuna bir inen bir çıkan isimsiz adam, kendi açmazını ‘Ah tüm öykümü kırıp geçirdi bu adam! Bana ihanet etti!’ cümlesiyle okuyucuya aktarır. Kurgusunu izlemek için kenara çekilen, izlerken ‘ben’i mercek altına alan yargılayan öykücü ‘ben’; ‘Doğulu erkek kadını ödüllendirmezse yarım kalmaz mı doyumu? Seçen, belirleyen, yöneten ve ödüllendirendir o’ ‘bilgisiyle’ yola çıkarken ‘Hiç böyle sevişmemiş olacaktı Gala. Hiç böyle sevilmemiş. Alışkın olduğu, görevi onu tatmin etmek olan birisinin edilgenliği yerine dünya hazlarının ufkunu yırtan coşkunla sarılacaktın çekingenliğine’ cümlesiyle tuz buz etmektedir ‘ben’i. Serçe sesleriyle zaman sabaha evrilmeden öykücünün tüm yorgunluğuna karşın yaşam Gala’nın güzel günahsız yüzünde cisimlenir yeniden; Merhaba hâlâ yatmadın mı sen?/ Hayır Gala öykü yazıyorum/ Kahramanı kim öykünün/ Sensin Gala.’Anlattı… Kimdi? Bilemedi. Bir gölge… Birden çok gölge… Anlatan birdir. Öbür gölgeler dinleyendir. Başlar iner kalkar…’ diyerek masal içinde masal anlatıyor uzaktaki ‘bizim’ köyümüzden. Biz dinliyoruz. ‘Anlattı. Eski zamanmış… Yine bir gece… Belki başka bir gece… Geceler hep masal, hep hikâye’. Biz dinliyoruz. Jandarmanın süngüsüne vuran ayışığı anımsamasıyla öfke, daha çok da özlemlerimizin saklandığı kayıp zamanlara selam yolluyor bu öyküsünde. Öykülerin içinden seçme yapmak çok zor, ancak benim içime en çok dokunanların başında geliyor Gültan’ın öyküsü. Köylünün nabzını tutmayı iyi bilen usta işi kurgusuyla kahramanlarının ruhunu ince bir sigara dumanı kıvrılışıyla dolanan ve bizi onlara kenetleyen bir öykü.Masalsı anlatımına rağmen öykü kişileri yaşamın herhangi bir alanında her an karşımıza çıkabilecek kadar sahici. ‘Cezaevi Aşçısı’ ve ‘Yazılamamış Şiir’ de böyle öyküler. Çevremizde cereyan eden ama kendi sıradan dertlerimizle fazlaca ilgili olduğumuz günlük yaşam ritüeli içinde asla fark etmediğimiz, değmeden yanından geçtiğimiz, anlık davranış biçimlerinin ‘tabağa yemek koyan kepçenin’ derin bir bakışla gözlemlenmesi sonucu ritüelin ardındaki yaşamların farkına varmamız için bizi sarsan iki öykü.’Zaten insanın içinde kalan o yarım aydınlıklar olmasa, insan boğulmaz mıydı düş kırıklıklarında’ diyor ‘Gelmeyin Üstüme’nin kahramanı Şermin. Her şeyin dayanışma ve aşkın, küçük burjuva züppeliği olduğu kayıp yıllarımıza kadın cephesinden bakıldığında, istisnalar hariç, benzer bakış açılarıyla üzerine çift kat çekilmiş acıtılmaların taraflarına ironik bir selam. Eminim aynı kuşaktan her kadının kendisine has buruk tebessümüyle anımsayacağı anların çağrışımıyla bizi öyküye bağlıyor. Düğüm atıyor, hatta bir de güzel fiyonk atıyor denilebilir. Bunun üzerine Şermin’in İsmet’e yazdığı şiiri buraya almadan edemeyeceğim: ‘Dün gece yağmur yağmış/ perdeleri sıkı sıkıya kapalı/ kapkara trenler geçerken içimden (…)/ Ölü bir kuşun kanadından düştü selamın/ bir sapan lastiğinde taş yüreğim/ ağladım içimdeki tutsaklığına/ açtım dünyanın tüm pencerelerini/ güle güle sevgilim!’Olduğu gibi, canlı kahramanlarPazar günü çoluk çocuk arabaya doluşan ‘piknikçi’ ya da ‘kara donlarıyla boğaz sahillerinde görüntü kirliliği yaratan’ Muharremlerin en hakiki yaşamına sokuyor bizi. ‘Bugün Günlerden Pazar’da. ‘Kuş soyundan otomobiller’e binen, kıymetli Pazar gününü ailesiyle şöyle şehir dışında geçirecek olan, erkekliğinin simgesi biricik oğlu kucağında, oğlanın çikolata lekeli elleri direksiyondadır. Yazar, Muharrem’in bütün muradını bu bir cümlede anlatıyor. Yüceltmeden, küçültmeden, analize girişmeden sade bir anlatımla yaşamımıza daha bir yerleştiriyor, bizi onları yeniden düşünmeye yöneltiyor. Öylesine canlılar ki. Olduğu gibiler hepsi, tüm kahramanlar.’Bir zamanlar yıkmaya çalıştığın sistem yıkılmamak için sana yaslanmış’ diyen cerrahın sistem karşısında bırakıldığı çaresizliğe isyan edişinin öyküsü Buğulu Gözler. Hastayla karşı karşıya getirilen doktor, bir an önce derdine deva bulunmasını bekleyen ve görünenin ötesini sorgulamayan hasta. Doktorla karşı karşıya konan hasım hasta; yöneten sınıfların daha sorunsuz sömürebilmesi için karşı karşıya getirilen insanlara, sorgulamamaları için ne gerekiyorsa yapılan çarpıtılmış eğitim ucubelerine resmi geçit yaptırır yazar öyküde sessizce.Basında üçüncü sayfa haberi geçen iş kazasında parçalanmış iç organlarıyla işçi, acil ameliyata alınırken, hay Allah anestezi teknisyeni nerede kaldı? diyoruz panik içinde. Sıcak serum dökün göğsüne hemşiranım sık balonu! Evet evet bravo hemşiranım! diyoruz. Ameliyathanede bu mucizevi ameliyatı gerçekleştiren doktorun bir çeşit cezalandırma yeri olan, iş kazası bol işçi kentinin, olanakları az bu devlet hastanesine tayin edilme öyküsünü de bilinç ak’ş’ tekniğiyle öğreniyoruz.İçimizde kabaran isyan duygusunu nihayet dilini sivriltip küstah başhekime dersini verirken bir ohh çekiyoruz 317 numaralı özel odaya gitmeden önce.’Maviye’ öyküsünde, mavi metaforuyla, kabaran denizin dalgalarıyla gelen anılardır ‘maviden vurgun yemiş bir kıyı kasabalısının’ giden mavi gözlü sevgiliyle birlikte giden yıllarına duyulan derin özlem, yazlıkçılar tarafından yapılan doğa katliamına bağlanmakta kahramanın çektiği acı ile birbirinin içinden geçerek. Kesilen ağacın gözyaşlarını, inceden sızlayan yaralarını kim daha iyi anlayabilir giden sevgilinin ardında kalandan başka? ‘Canım yanıyor mavişimden çok ayrıyım.’Değişen, yozlaşan yaşam biçimleridir, modernleşme beyaz plastik panjurlu betonların arasından çıkan bir dal yeşile tahammülsüzlükte kendini gösterir çoğu kez. Bir dal ve tek tük kalmış yeşil. Tıpkı bitkinin, taşın toprağın dilini anlayan tek tük kalmış bir Dersu Uzala gibidir son dağlı. Artık geri gelmeyecek zamanlar gibi geri gelmeyecek oluşunun kanıtıdır boş balkonda sallanan ‘Satılık’ yazısı.Öykülerin hemen hepsinde kendini duyuran doğanın sesiyle birlikte, içinden büyüleyici imgeleriyle masal ve şiir damlayan bir öykü son balık. Asla didaktik olmadan o şiirsel anlatımın sizi somut yaşamlara götürdüğü bir öykü. Orada, berrak suların sızdığı yamaçlarda, olmak istediğiniz nergisler ve papatyalar arasında başlayan, içinden geçip bir daha dönemeyeceğiniz masumiyet çağlarınız kadar eşsiz yolculuğunuz ‘Yolcu ve pembe bir öpücük gibi el sallardı akşam güneşi. Birden kararırdı hava’ ya da ‘Bir de çoban ateşleri dağların elinde kırmız mendil.’dizeleriyle sürerken ‘Balık, balık var suyun içinde’ müjdesiyle sona erer ve girer herkes kendi çocukluğunun masalına.Ne var ki balığın soyundan gelenler masalın bittiğini bile isteye kabul etmeyebilir. Hiçbir şey ikna edici olamaz bu konuda. Belki de bakmaktan başka altın tozlu aynalara’Kiev’de Aşk/ Alper Akçam/ Cumhuriyet Kitapları/ 126 s.

Cep Programları - Klip İzle - Duyurgaç Blog - İlan Sitesi - Staj