Kısa Bilgi :Bir ihbar mektubuyla başlayan darbe hazırlığı girişimi, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’a da bildirilmiş. Ancak konuya ilişkin bir işlemin yapılıp yapılmadığı ise bilinmiyor. İhbar mektubu, eski S…

Bir ihbar mektubuyla başlayan darbe hazırlığı girişimi, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’a da bildirilmiş. Ancak konuya ilişkin bir işlemin yapılıp yapılmadığı ise bilinmiyor. İhbar mektubu, eski Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış’a gönderilmiş.
Konuyu CİHAN muhabirine açıklayan Elkatmış, 1996-1997 yıllarında kendisine bir ihbar mektubunun geldiğini söyledi. Tarihini tam olarak bilmediğini dile getiren Elkatmış, “Bana bir ihbar gelmişti. Erbakan da Başbakan idi o zaman. Bana gelen bu mektubu, o zaman sayın Erbakan’a da ilettim. Çok detaylı bir mektuptu. Fakat şu an içeriğini hatırlamam mümkün değil. Çetin Doğan denince ismi ordan kaldı. Bir darbe hazırlığı yaptıkları yönünde bir takım isimler vardı. Çetin Doğan da vardı. Bir işlem yapılıp yapılmadığını bilmiyorum.” dedi.
28 Şubat’ta Korgeneral olan ve dönemin Harekat Dairesi Başkanı Çetin Doğan’a ait olduğu iddia edilen konuşmalarda, ordudaki kadrolaşmadan darbeye zemin hazırlanmasına kadar birçok ayrıntı geniş bir şekilde yer alıyor. Tarihe post modern darbe olarak geçen 28 Şubat sürecine ilişkin Ergenekon 3. davası ek klasörlerinde, bu süreçte yaşananlar bütün çıplaklığıyla anlatılıyor.
Sanık Emekli subay Hasan Ataman Yıldırım’dan çıktığı iddia edilen bir belgede, 28 Şubat döneminin Genelkurmay Hareket Dairesi Başkanı Korgeneral Çetin Doğan ve Tuğgeneral Volkan Kaplama’nın katıldığı gizli bir toplantıda konuşulanlar anlatılıyor. 28 Şubat sürecinde, darbe ihtimalinin azalmasından oldukça rahatsız olan Çetin Doğan, neler yapılması gerektiği talimatını da veriyor.
Orduda kadrolaşma içinde özellikle tayin dairesinin ele geçirilmesini isteyen Doğan, zararlı olduğuna inandığı dini ve milli duyguların zayıflatılması için yapılması gerekenleri sıralıyor.
1940 yılında Trabzon’un Maçka ilçesinde dünyaya gelen Doğan, 1960 yılında Kara Harp Okulu’ndan, 1961 yılında Topçu Okulu’ndan mezun oldu. 1987 yılında tuğgeneralliğe terfi eden Doğan, Genelkurmay Komuta Kontrol Daire Başkanlığı, 1. Zırhlı Tugay Komutanlığı, Genelkurmay Plan Harekat Daire Başkanlığı, 4. Kolordu Komutan Yardımcılığı, 1. Mekanize Tümen Komutanlığı, Genelkurmay Harekat Başkanlığı ve Jandarma Asayiş Komutanlığı görevlerinde bulundu.
Orgeneral Doğan, 1999 yılında orgeneralliğe yükselerek Ege Ordu Komutanlığı’na atanmıştı. Doğan, 1. Ordu Komutanlığı’ndan emekli oldu. Doğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Türk-Kazak Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin başına atanmıştı. (CİHAN)

Kısa Bilgi :TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Ermenistan Anayasa Mahkemesinin Türkiye ile imzalanan protokollere ilişkin kararını değerlendirirken, ”Bu karar, imzalanmış olan protokollerin hem hafsı…

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Ermenistan Anayasa Mahkemesinin Türkiye ile imzalanan protokollere ilişkin kararını değerlendirirken, ”Bu karar, imzalanmış olan protokollerin hem hafsına hem de ruhuna aykırıdır” dedi.
Mercan, gazetecilere yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan’a, ”Ermenistan Hükümetinin konuya açıklık getirmesini, gerekli siyasi iradeyi sergilemelerini beklediklerini” söylediğini anımsattı.
Ermenistan Hükümetinin konuyla ilgili tavrını beklediklerini kaydeden Mercan, ”Ermenistan Anayasa Mahkemesinin kararı, imzalanmış olan protokollerin hem lafsına hem de ruhuna aykırıdır. Protokol bu haliyle, Anayasa Mahkemesinin kararıyla, gerçekten süreci oldukça zarara uğratmıştır” diye konuştu.
Mercan, Ermenistan Anayasa Mahkemesinin aldığı kararın, hem Ermenistan Anayasası çerçevesinde hem de uluslararası hukuk çerçevesinde protokoller üzerindeki etkisinin hukuken araştırılması gerektiğini belirtti. Murat Mercan, Dışişleri Bakanlığı hukukçularının yapacağı çalışmadan sonra konuyla ilgili karar vereceklerini söyledi.
”Protokollerin bu haliyle lafsı ve ruhu zarar görmüştür” diyen Mercan, TBMM’nin, bu protokolleri gündeme almasıyla alakalı herhangi bir acelesi bulunmadığını, bu konuda Komisyonun üzerinde herhangi bir baskının söz konusu olmadığını ifade etti.

PROTOKOLLERİN ÇEKİLMESİ…
Murat Mercan, ”Yine Türkiye’nin ve Türk halkının temsilcisi olarak şunları söylemek istiyorum: TBMM Dışişleri Komisyonu, bu protokollerin onaylanma sürecinde Azerbaycan halkının hassasiyetlerini gözden geçirecektir, dikkate alacaktır. Bu nedenle o yöndeki gelişmeleri dikkatli bir şekilde takip ediyoruz” diye konuştu.
Protokollerin onaylanmasının uygun bulunduğuna ilişkin tasarının geri çekilip çekilmeyeceğine ilişkin bir soruya Mercan, şu karşılığı verdi:
”Protokollerin Meclis Komisyonunda bekletilmesi ya da hükümetin bu protokolleri geri çekmesi arasında, pratik açısından hiçbir farkı yok. Bizler de sorumluluklarımızı gayet iyi biliyoruz. Bu sorumlulukla hem ülkemize hem Azerbaycan halkına karşı sorumluluğumuza uygun, Türkiye’nin ağırlığına yaraşır davranış içerisinde olacağımızı hepimiz biliyoruz. Protokollerin Meclis komisyonunda bekletilmesiyle Hükümetin geri çekmesi arasında pratikte hiçbir fark yoktur. Hükümetin takdiridir, kararı Hükümet verecektir.”

AA

Kısa Bilgi :İkinci ”Ergenekon” davasının tutuklu sanıklarından Aydınlık Dergisi yazarı ve Ulusal Kanal Hukuk Danışmanı Emcet Olcaytu, ”İddianameye baktığımda, delil diye ortaya konulan belgeyle, terör örgütü ü…

İkinci ”Ergenekon” davasının tutuklu sanıklarından Aydınlık Dergisi yazarı ve Ulusal Kanal Hukuk Danışmanı Emcet Olcaytu, ”İddianameye baktığımda, delil diye ortaya konulan belgeyle, terör örgütü üyeliği arasında bir nedensellik bağı kuramıyorum. İddianamedeki bütün suçlamaları reddediyorum” dedi.İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasını yapan Olcaytu, savunmasına başlamadan önce Mahkeme Başkanı Köksal Şengün’ün Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) duruşmanın başlamasına ilişkin bölümlerin yer aldığı 191. maddesini hatırlattığını belirterek, kendisinin de aynı maddeyi savcılara hatırlatmak istediğini söyledi. Olcaytu, iddianamenin okunmasının ardından 3-4 ay geçtikten sonra savunmasını yapma sırasının kendisine geldiğini ifade ederek, savcıların çapraz sorgu sırasında da keyfi bir şekilde sorular yönelttiklerini kaydetti. ”Savcılık soruşturma safhasında adeta CMK’nın ihlal edilecek hiçbir yerini bırakmadı” diyen Olcaytu, gözaltına alınması ve evinin aranması sırasında hukuksuzluklar yaşandığını öne sürdü. Olcaytu, evine gelen polislerin kimliklerini ibraz etmemelerine rağmen tutanak tutulurken kimliklerini gösterdiklerini belirtmelerine itiraz ettiğini söyleyerek, ”Polis olduklarından bir şüphem yok. Tutanak tutulurken çok kolay yalan söyleyebiliyorlar. ‘Polis olduğunuza dair herhangi bir belge göstermediniz’ dedim. Bilgisayarımın hard diskini alıyorlardı. ‘Kopyasını alın’ diye de itiraz ettim” şeklinde konuştu. Arama sırasında madde ve içerik belirterek polislere yaptığı itirazların sürmesi üzerine bir polisin kendisine argo bir tabir kullanarak cevap verdiğini belirten Olcaytu, gözaltına alındığında da kelepçe takılarak, biraz sürükler şekilde polis aracına bindirildiğini iddia etti. Yine toplanan delillerin de bir çuvala konularak ağzının mühürlenmediğini, koliye konularak bantlandığını öne süren Olcaytu, ”Delillerin toplanması, arama ve inceleme sırasında en az 15-20 tane CMK maddesi ihlal edildi” şeklinde konuştu. Olcaytu, 6 aylık süre içerisinde telefon dinlemeleri sonucu 1697 konuşmasından 12 tanesinin iddianameye konulduğunu ifade ederek, soruşturmanın da savcılar tarafından değil, polislerce yürütüldüğünü ileri sürdü. -”NE ZAMAN BU ÖRGÜTE GİRMİŞİM?”- ”Polislerin hazırladığı sorular olmasa savcıların 5 tane bile soru soramayacağını” öne süren Olcaytu, ”Savcıların polisin esiri durumunda olduğunu” savundu. Olcaytu, kovuşturma aşamasında da CKM’nın ihlalinin devam ettiğini, adil yargılanma kuralının uygulanmadığını savundu. İddianamede suç tarihi olarak gözaltına alınma tarihinin belirtildiğini iddia eden Olcaytu, ”Suçun sona erdiği tarih belli. Peki ben ne zaman bu örgüte girmişim? İlkokula başladığımda mı, doğduğumda mı, 18, 35 yaşında mı? Hangi eylem nedeniyle örgüt mensubu olduğumun belirtilmesi lazım” dedi. Olcaytu, savcıların kendi aleyhlerinde delil toplamaya zorladıklarını ve CMK’nın 191. maddenin hiçe sayıldığını ileri sürerek, ”Savcılar kendi işlerini bilmiyor. Sorgunun çerçevesini paramparça etmişler. Bunlara hakkı yok. Mesleğini inkar etmeyi anladık da yasayı nasıl inkar ediyorlar? Biz bu kadar ne yapmışız da özgürlüklerimiz elimizden alınarak böyle bir muameleye tabi oluyoruz? Biz niçin bu kadar işleme maruz kaldık? Hiç olmayacak gerekçelerle özgürlüğümüzden mahrum durumdayız” şeklinde konuştu. İddianamede kendisiyle ilgili 6 sayfalık bir bölüm olduğunu, 42 sayfalık polis ifadesinin 12 satırda özetlendiğini ifade eden Olcaytu, ”Bu polis ifadesinin ne kadar boş sorularla olduğunu gösterir” dedi. Telefon dinleme, arama ve gözaltı işlemleri öncesinde savcının ve polisin elinde hiçbir delilin olmadığının iddianameden belli olduğunu anlatan Olcaytu, kendisi hakkında neden ”makul şüphenin” doğduğunun belli olmadığını söyledi. Olcaytu, iddianameye göre örgüt bağının telefon konuşmalarına dayandırıldığını dile getirerek, yine iddianamede her an takip edilmek endişesiyle yaşadıklarının yer aldığını belirtti. Doğu Perinçek ve Tuğrul adlı bir kişiyle yaptığı telefon konuşmasının ses kaydını mahkeme heyetine dinleten Olcaytu, endişeli oldukları yönündeki iddiaların bu konuşmalara bakıldığında doğru olmadığını kaydetti. Olcaytu, ”O tarihte biz Ergenekon nedir onu arıyoruz. Mensubu olduğumuz iddia edilen örgütle ilgili dokümanları arıyoruz. Benim hakkımda yer verilen ‘lobi belgesi nedir?’ diye arıyoruz, Aksiyon Dergisinde buluyoruz. Biz ceza hukuku genel ilkeler dersini okuduğumuz zaman her suçun bir maddi bir de manevi fiili oluşacağını öğrenmiştik. Ayrıca bir de nedensellik bağı vardır. Ben herhangi bir eylemde bulunmuşsam bu eylemle doğan sonuç arasında bir neden yoksa ben suçtan sorumlu tutulamam. İddianameye baktığımda, delil diye ortaya konulan belge ile terör örgütü üyeliği arasında bir nedensellik bağı kuramıyorum. İddianamedeki bütün suçlamaları reddediyorum” diyerek savunmasını tamamladı. Mahkeme Başkanı Şengün, Olcaytu’nun savunmasını tamamlaması üzerine duruşmaya 13.30′a kadar öğle arası verdi.

Kısa Bilgi :Ayaydın: ”Lütfen kurumların yapılarına kısa vadeli hesaplar için dokunmayalım. ”

Anayasa değişikliği ve HSYK’nin yapısı

AYDIN AYAYDIN – VATAN GAZETESİ

Hükümet anayasa değişikliği…

Ayaydın: ”Lütfen kurumların yapılarına kısa vadeli hesaplar için dokunmayalım. ”

Anayasa değişikliği ve HSYK’nin yapısı

AYDIN AYAYDIN – VATAN GAZETESİ

Hükümet anayasa değişikliği için düğmeye bastı. AK Parti tek başına, hatta BDP ile birlikte bile anayasayı değiştirecek sayıda milletvekiline sahip olmadığı için referandum kaçınılmaz. O yüzden referandum, yani halkoyuna başvurma gündemde. Referandum karar alınınca mevcut anayasaya göre 120 gün sonra sandığa gidiliyor. Hükümet bu süreyi önce 45 güne indirmek istedi. Ancak YSK “45 günde hazırlıklarımızı bitiremeyiz” deyince, AK Parti’nın önergesi ile TBMM Anayasa Komisyonu’nda bu süre 60 gün olarak değiştirildi ve kabul edildi.

Anayasa’da gerçekten değişiklik yapılması gereken maddeler var. Hükümet haklı. Ancak bu değişikliğin referanduma gideceği belli ise, referandumun ruhuna uygun anayasa değişikliği yapılmalı. Yani bir konuda anayasa değişikliği yapıp halka da “Bu değişikliği onaylıyor musunuz?” denmesinde hiçbir sakınca yok.

* Referandumda paket olmaz

Birkaç farklı konuda anayasa değişikliği yapıp bunları hep birlikte halkoyuna sunmak referandumun hem ruhuna aykırı, hem de doğru değil. Diyelim ki referanduma giderken memurlara grev hakkı tanıyorsunuz, işçilere de iş garantisi veriyorsunuz. Bunun yanına da Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) veya Anayasa Mahkemesi’nin yapısıyla ilgili değişiklikleri koyuyorsunuz. Memurlar ve işçiler Anayasa Mahkemesi’nin ve HSYK’nın yapısının değiştirilmesini istemiyor olsa da, kendilerine sağlanacak grev hakkı veya iş garantisi nedeniyle referandumda ister istemez evet oyu kullanacak. Peki bu oylama referandumun ruhuna uygun mu? Elbette değil.

* HSYK’nin yapısı değiştirilecek

Ankara’nın ısınan siyasi kulislerine bakılırsa referanduma gidecek anayasa değişikliğinde HSYK’nın yapısı değiştirilecek. Şu anda 7 üyesi var. Bu 7 üyeden biri Başkan olarak Adalet Bakanı, biri de Adalet Bakanlığı Müsteşarı. Geriye kalan 5 üyeden 3′ü Yargıtay Genel Kurulu’ndan seçilmiş, 2’si de Danıştay Genel Kurulu’ndan. HSYK’nin görevi nedir? Hâkim ve savcılarla ilgili terfi, atama ve disiplin cezalarını uygular, Yargıtay ve Danıştay’a üye seçer. Kurul’un şimdiki gibi yüksek yargıdan oluşması son derece doğru.

* TBMM’nin seçmesi yanlış

Peki HSYK için düşünülen değişiklik ne? Deniliyor ki 21 üyesi olsun. Bunun 7’si yargı kesiminden atansın. 7’si Cumhurbaşkanı’nca atansın, geri kalan 7’si de millet iradesi adına vekilleri tarafından TBMM’ce seçilsin. Hâkim ve savcıların tayin ve terfisini yapacak bir kurumda yargı temsilcilerinin olması doğru. Bu kurula neden Cumhurbaşkanı atama yapsın veya neden TBMM üye seçsin? Böyle olduğu takdirde HSYK’nin özerkliğinden bahsedilemez. O kurum tamamen siyasi otoritenin eline geçer. Bugün AK Parti iktidar. Kurulu parmağında oynatır. Yarın öbür gün bir başka parti iktidar olur, bu kez o parti HSYK’yi parmağında oynatır. Öyle bir noktaya gelinir ki bağımsız olması gereken hâkim ve savcılar tayin, terfi ile Danıştay veya Yargıtay’a seçilebilmek için siyasilerin kapısında kul köle olmak zorunda kalırlar. Bu mu doğru?

HSYK’ye 7 üyeyi TBMM seçince millet iradesi tecelli edecekmiş. Kim diyor bunu? İktidar partisi AK Parti. Aslında düşününce kulağa hoş geliyor. Millet iradesi tecelli edecek. Demokrasiye uygun. Peki gerçekten millet iradesi tecelli edecek mi? Kesinlikle hayır. Neden hayır, size anlatayım.

* Sayıştay seçimine bakın

Şu anda Sayıştay üyelerini TBMM seçiyor. Yani millet iradesi. Peki nasıl seçiyor? Adaylar, hükümetin çoğunlukta olduğu Plan Bütçe Komisyonu’nda yapılan seçimle seçilecek üye sayısının iki katına düşürülüyor. Sonra bu adaylar Genel Kurul’da oylanıyor. Yani Genel Kurul bir boş üye için Plan Bütçe Komisyonu’nun belirlediği 2 kişiden birini seçiyor. Tabii ki iktidar çoğunlukta olduğu için o hangisini istiyorsa o kişi seçiliyor. Görünürde Sayıştay üyeleri TBMM’de seçildiği için millet iradesi tecelli ediliyor.

* Gerçekten öyle mi?

Kesinlikle hayır. Çünkü milletin vekili ne TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda ne de Genel Kurul’da özgür iradesiyle, bağımsız oy kullanıyor. Lider hangi üye yönünde talimat vermiş ise, o üyenin lehinde oy kullanıyor. Şimdi bu seçimde millet iradesi mi gerçekleşti, yoksa lider iradesi mi?

* Millet değil, lider iradesi

Bence buradaki en büyük tehlike hâkim ve savcıların milletvekillerinin kapısına kul köle hale getirilmesidir. Eski bir parlamenter ve de Plan Bütçe Komisyonu üyesi olarak tecrübelerimi aktarıyorum. Sayıştay üyeliği seçiminde adaylar biz üyelere tek tek gelip bağlılık bildiriyordu. Üstelik partimize ve liderimize ne kadar bağlı olduklarını, seçilmeleri halinde partimize ve liderimize ne kadar bağlı kalacaklarını ballandıra ballandıra anlatıyorlardı.

Çok iyi hatırlıyorum. Şu anda Sayıştay üyesi olan birkaç kişi, adaylığında bana gelmiş ve aynen şöyle demişti: “Ben Meclis Soruşturma Komisyonu’nda Sayıştay deneticisi olarak görevliydim. Liderinizin talimatı doğrultusunda rapor hazırlamıştım. Sizin partiye ne kadar bağlı olduğumu ispatladım. Siz de beni Sayıştay’a üye seçin!” Ve o kişiler seçildi, şu anda da Sayıştay üyeleridirler. Sonunda vekilin kendi düşündüğü değil, genel başkanların hakkında talimat verdiği üyeyi seçmekten baka çaresi yoktur.

* Yargı bağımsızlığı kalmaz

Yapılması düşünülen değişiklikle HSYK’de da aynı durum olacak. Hâkim ve savcılar siyasilerin kapılarını aşındıracak. Diyecekler ki, siz beni Yargıtay’a seçerseniz ben de iktidarın istediği doğrultuda kararlara imza atarım. Özlenen tablo bu mu? AK Parti, değişikliği bu niyetle yapmıyor olabilir, ancak sonuç kesinlikle böyle olur. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Lütfen kurumların yapılarına kısa vadeli hesaplar için dokunmayalım. Sonra yüzyıllar bile geçse eski düzenli yapıya kavuşamayız. Yargıyı yargıya bırakalım.

Kısa Bilgi :Genelkurmay Başkanlığı dün gündeme gelen Balyoz Darbe Planı iddiaları üzerine bir açıklama yaptı. 5 maddeden oluışan açıklamada şöyle denildi:1.    1’inci Ordu Komutanlığı tarafından 5-7 Mart 20…

Genelkurmay Başkanlığı dün gündeme gelen Balyoz Darbe Planı iddiaları üzerine bir açıklama yaptı. 5 maddeden oluışan açıklamada şöyle denildi:1.    1’inci Ordu Komutanlığı tarafından 5-7 Mart 2003 tarihleri arasında icra edilen Plan Seminerine ilişkin çeşitli iddialar ve değerlendirmeler medyada yer almaktadır. 2.    Söz konusu Plan Semineri, Genelkurmay Başkanlığı 2003-2006 yılları Tatbikatlar Programında bulunmaktadır.3.    Plan Seminerinin gayesi, dış tehdide ilişkin olarak hazırlanan Harekat Planlarını geliştirmek ve ilgili personelin eğitimlerini sağlamaktır.Plan Semineri, giderek tırmanan bir gerginlik dönemini kapsayan bir senaryo içerisinde uygulanmıştır.1’inci Ordu Komutanlığı sorumluluk bölgesinde icra edilen bu Plan Seminerinde, Ordu Geri Bölge Emniyeti ve savaş hali, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi halinde de uygulanan sıkıyönetim konuları üzerinde de durulmuştur.4.    Bu Plan Seminerine ilişkin olarak ortaya atılan iddiaları, aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir.5.    Söz konusu iddiaları ciddiye alarak üzerinde yorumlar yapılmasının ve bilgi kirliliği yaratılmasının; özellikle toplumumuzda tedirginlik yaratmak isteyenlerin amacına hizmet edeceği değerlendirilmektedir.Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Cep Programları - Klip İzle - Duyurgaç Blog - İlan Sitesi - Staj